BURSA ÇİMENTO’YU GELECEĞİN MODERN DÜNYASINA TAŞIMAYA ÇALIŞIYORUZ

BURSA ÇİMENTO’YU GELECEĞİN MODERN DÜNYASINA TAŞIMAYA ÇALIŞIYORUZ

Osman Nemli
Bursa Çimento Genel Müdürü

Pandemi süreci birçok alanda hayatımızı tehdit etmeyi sürdürüyor. Siz, çevreniz ve çalışma arkadaşlarınız bu süreci nasıl geçiriyorsunuz?
Pandemi sürecinde şirket olarak önceliğimizi sağlık olarak belirledik. Tüm diğer işlerimizi bir kenara koyarak öncelikle çalışanlarımıza odaklandık. Amacımız çalışanlarımızın sağlığını korumak ve bunun için gerekli bütün tedbirleri almak. Gerektiği noktada üretimi durdurma pahasına sağlığımızı ön planda tutan çalışmalar yürütüyoruz. Şu ana kadar yakın çevremiz ve fabrikamızda bu anlamda kötü bir tecrübemiz olmadı. Bundan sonrada olmaması için gerekli tüm önlemleri aldığımıza inanıyoruz.

Covid-19 pandemisiyle başta ekonomide olmak üzere hemen her alanı etkileyen çok fazla gelişmeler yaşanıyor. Bu süreci hem Bursa Çimento hem de sektör açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pandemi ile birlikte tüm dünyada hayat durma noktasına geldi. Sokağa çıkma ve seyahat etme yasağı gibi birçok farklı zorunluluk ve yaptırımlarla karşı karşıya kaldık. Bizler pandemiye şirket olarak büyük bir revizyon sürecinin tam ortasında yakalandık. Çimento fabrikalarındaki revizyon dönemlerinde çok sayıda müteahhit dışarıdan gelir, farklı lokasyonlarda konaklarlar ve farklı çalışmalar yaparlar. Seyahat ve sokağa çıkma yasakları sebebiyle bütün bu süreçleri yönetmekte oldukça zorlandık. Ancak bunların hepsini atlattık ve yolumuza devam ediyoruz. Genel olarak baktığınızda pandemi döneminde hacmin çok düştüğü zamanlar olmasına rağmen çimento ve inşaat hiçbir zaman sıfırlanmadı. Zaman zaman yarım veya çeyrek kapasite olarak devam etsek de fabrikamızı hep açık tuttuk ve üretime devam ettik. Bu da bizlere bir moral ve motivasyon kaynağı oldu.

Çimento sektöründeki ilk ekonomik sıkıntılar 2018 Ağustos ayındaki kur dalgalanması ile başladı. Şubat ayında başlayan pandemi, ekonomik sorunları daha da arttırdı. Bu dönemde verilen uzun vadeli konut kredileri ve düşük krediler sektör için kaldıraç görevi üstlendi. Bugün itibari ile Türkiye’de konut stoklarının çok büyük bir kısmı satılmış durumda. Bunun yanında ruhsatları alınmış fakat başlanamayan yeni inşaatlar yavaş yavaş yapılmaya başlandı. İç pazarda yapılan çalışmalar ile ihracatta da ciddi bir hareketlilik başladı. Şu anda tüm sektörde ihracat anlamında önemli bir hareketlilik ve faaliyet mevcut. Bir toparlanma var ancak geçtiğimiz dönemdeki karlılıklar geri gelmedi.

Sektörel bazda ihracat rakamları giderek artıyor. Sizce bu alandaki gücümüzü ve marka değerimizi daha da arttırmak için atılması gereken adımlar nelerdir?
Şu anda küresel ölçekte belirli bir kapasiteye ulaşmış, uluslararası ticarette önemli işler yapan yerli firmalarımız var. Bu firmalar artık küresel ölçekteki rakipleriyle çarpışan yeteneklere sahipler. Fakat biz sektör olarak kendi içimizdeki rekabetle hem ismimizi yeterince iyi kullanamıyoruz hem de fiyat kaybı yaşıyoruz. Bu anlamda biraz farklı stratejiler geliştirerek, fiyatı çok düşürmeden kendimizi koruyabileceğimizi düşünüyorum. O zaman hem bizim hem de ülkenin kazancı çok artacaktır. Bunun için daha kapsamlı, uluslararası ihracata dönük, çimento sektörünü temsil edecek ortak girişim grupları kurulabilir. Bu herkese fayda sağlayacaktır. Fiyatların çok düşük olması aynı zamanda bizi antidamping soruşturmalarıyla da karşı karşıya bırakıyor. Markaların devamlılığı açısından bu durumun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Orada bir stabilizasyon, bir devamlılık sağlanmalı. Bir yandan tüm dünyadaki pazarlarda var olmak, buralarda iyi gelirler elde etmek ve ülkemize para kazandırmak istiyoruz. Bunlar çok kolay işler değil. Çünkü ortada çok büyük dengeler var, hem iç pazarda hem de uluslararası arenada. Bu denli rekabetçi bir ortamın olduğu yerde bu dengelerin hepsini bir arada tutmak oldukça zor.

Şirket olarak yeni yatırım planlarınız var mı?
Bursa Çimento olarak hem büyük hem de küçük ölçekte çok farklı planlamalar yapıyoruz. Fakat mevcut ekonomik durum ve konjonktür de burada önem arz ediyor. Çok net şekilde artık bu rekabetçi piyasada var olmanın tek yolu, maliyetleri aşağı düşürmekten geçiyor. Biz maliyetleri aşağı düşürecek her türlü yatırımı yapmak istiyoruz. Ama bu noktada hem ulusal hem de küresel ekonomik durumlar karar süreçlerini etkiliyor. Ama tüm bunlara rağmen maliyetleri aşağı çeken çeşitli yatırımlarımız mutlaka devam edecek.

Sizce çimento ve klinker fiyatlarının artması önümüzdeki yıllarda mümkün mü? Böyle bir durumu hangi şartlara bağlıyorsunuz?
Son 5 yılda maliyetler çok arttı ama fiyatlara yansımadı. Sektörün bunu uzun süre taşıyacağına inanmadığımdan fiyatlar artacak. Geçmişte sektörün çok güzel dönemleri oldu. Ancak sektörün tekrar bu seviyelere ulaşabilmesi için zamana ihtiyaç var. Rekabetçi ortamlarda şartlar bölgelere göre değişebiliyor. Ve bu rekabet ortamı ile bir yerlere gelen fiyatlarla var olmaya devam ediyoruz. Ama bu anlamda ihracatın bize çok destek olduğunu net bir biçimde söyleyebilirim.

Ekonomik anlamda çimento tüketimindeki göstergeler sektör açısından neleri işaret ediyor?
Pandemiye uyum sürecinden sonra bir büyüme bekliyorduk ama net bir şey de söylemeye korkuyorduk. Çok hızlı ve iyi bir artış yaşandı. Fakat yarın bu artışın devam edip etmeyeceğini bilemiyoruz. Günlük ve haftalık tonajlarımıza baktığımızda, ekonominin göreceli olarak daha iyi olduğu dönemlerdeki geçmiş rakamlarımızın daha altında seyrediyoruz. Bir çıkış gerçekleşmiş olmasına rağmen o rakamların ciddi gerisindeyiz. Dolayısıyla bu anlamda bir kısıtlama var ve bu kısıtlamanın yarın ne olacağı, inşaatların devam edip etmeyeceği, yeni inşaatların başlayıp başlamayacağı konusunda endişeler devam ediyor. Görünen o ki; geçmişteki kadar sert kısıtlamalar olmayacak ama bunların ekonomiye yansıması nasıl olacak, fabrikalar çalışabilecek mi, çalışan fabrikalar yeterli ihracat yapabilecek mi, bir daha yatırım yapmaya hevesleri olacak mı? Bu anlamda sektörel olarak net olmayan bir süreci deneyimliyoruz. İnşaat dediğiniz sektör, sanayide yatırımla, insanların yeni ev almasıyla, nüfus artışıyla, kamu tarafındaki alt yapı yatırımlarının artmasıyla yakından ilgili. Kamu, alt yapılar konusunda şu anda ayağını gazdan çekmedi, yatırımlarını yapmaya devam ediyor. Hızlı tren, barajlar gibi yatırımlar sürüyor. Bu anlamda geleceği çok kötü görmüyoruz ama o projeler de birkaç yıllık. Dolayısıyla ekonominin belli bir seviyeye gelip artık normal, kendi rutininin içinde dönmeye başlıyor olması gerekiyor.

Bursa Çimento olarak gelecekteki hedeflerinizle de ilgili olarak biraz bilgi verebilir misiniz? Şirket olarak nasıl bir süreç öngörüyorsunuz?
Rekabetçi bir ortamda var olmanın yolu maliyetlerden geçiyor. Biz de maliyetler konusunda çok net çalışmalar yapıyoruz. Dijitalizasyonla birlikte kâğıtsız ofislere doğru geçiş konusunda faaliyetler yürütüyoruz. Ar-Ge çalışmalarına ağırlık verdik. Bu süreçte, katma değeri yüksek çimento, makina ekipman gibi ürünler çıkarmamız gerekiyor. Bunlarla ilgili çalışmalarda yürütüyoruz. Bir Alman firmasıyla beraber başarılı sonuçlar elde ettiğimiz değirmen denemesi yaptık. Bu denemeleri sadece laboratuvar da değil endüstriyel tarafta da gerçekleştirdik ve şu an kullanmaya devam ediyoruz. Bunların dışında Çimento Müstahsilleri Birliği Teknik Semineri’nde dönem dönem sunumlar yapıyoruz. Bursa Çimento’yu geleceğin modern dünyasına bir şekilde taşımaya çalışacağız.

Dijitalleşme bundan önce de gündemde olan bir konuydu. Pandemi bu süreci daha da hızlandırdı mı?
Ben aslında otomasyon kökenliyim ve mesleki profesyonelliğim otomasyondan geliyor. Çimento fabrikalarının uzun zamandır dijital altyapıya çok ciddi bir yatırımı var. Bu anlamda hazırlar. Şu anda birçok cihazın servisini online olarak uzaktan alıyoruz. Otomasyon sistemlerinin servislerine, örneğin soğutma gibi önemli bir paket sistemine uzaktan bağlanabiliyoruz. Firmalar, bu sistemle doğrudan değişiklik yapabiliyor ve isterlerse bize arıza, bakım gibi yönlendirmelerde bulunabiliyorlar. Bu gelişmelerin yanında çimento fabrikalarının bu noktadaki eksikliği, bu çalışmaların tamamını tek bir sistemde toplamıyor olmasıdır. Şimdi yavaş yavaş hepsi bir noktaya gelerek işlenmeye başlayacak ve birbirlerine olan etkileri de irdelenmeye başlanacak. Biz bunları genelde parça parça yapıyorduk. Kantar otomasyon sistemleri, kapı otomasyon sistemleri vb. aslında tamamen dijitalizasyona dönük yatırımlar. Biz de yakın zamanda yapmayı planlıyoruz.

Türkiye’de TSE Covid-19 Güvenli Üretim Belgesi’ni alan ilk firmasınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Pandemiye revizyon döneminde yakalanmış olmamızdan dolayı hepimiz alarm durumundaydık. Bütün sağlık birimindeki ve iş güveliğindeki çalışanlarımızla bu durumu nasıl yöneteceğiz, neler yapacağız diye her gün toplantılar yapıyorduk. Sanayi Bakanımız bir toplantıda bu belgeyi vereceklerini duyurduğunda biz de başvurumuzu yaptık. Birinci günde, bizim sektörümüzden dostumuz olan bir firmayla aynı anda aldık belgeyi. Bizim çok keyif aldığımız uygulamalardan birisi oldu. En çok gurur duyduğumuz şeylerden birisi bizim fabrikamızda şu ana kadar pandemi vakasının hiç olmamasıdır. Umuyoruz böyle devam eder. Çünkü çok hızla yayılıyor. Korunmak için
çok çaba sarf ediyoruz. Yemekhane düzenimizi komple değiştirdik, belirli aralıklarla karşılıklı oturmayı kaldırdık, servislerimiz hala yarı kapasitede çalışıyor. O anlamdaki kısıtlamayı devlet kaldırmış olmasına rağmen biz kaldırmadık. Servis kısıtlarımızı devam ettiriyoruz. Sık sık sahada, ofislerde denetimler yapıyoruz. Elimizden geleni uyguluyoruz. Meslek hayatımın çok gurur duyduğum belgelerinden birisi olduğunu söyleyebilirim.