Çimento Endüstrisinin Karbon-Nötr Geleceği

Çimento Endüstrisinin Karbon-Nötr Geleceği

Rahmi Aydemir / Aydemirler A.Ş. - İş Geliştirme Yöneticisi

Türk sanayisinin reforme edilmesi gerektiğine olan inanç ve düşünce artık kaçınılmaz hale geldi. 1980’lerde yaklaşık 20 yıllık bir sürede eşik atlayan sanayimiz şimdilerde birkaç sektör dışında dünya ile rekabet edecek durumda değil. Ancak mevcut sektörlerin de yeni dünya düzeninde yerini sağlamlaştırması için yeni girişimler ve değişimlere ihtiyacı olacak.

Bugün ülkemizde 20’den fazla çimento üreticisi bulunmaktadır. Günümüzde gerek fiyat ve performans gerekse kapasite konusunda Dünyada ilk beşte olan Türk çimento sektörünü; bugünlerde iç piyasadaki durgunluk, enerji kalemlerindeki fiyat artışı ve yaklaşık birkaç yıl önce ihracat yasağını kaldıran Suudi Arabistan’ın oyuna katılması baskılıyor. Elbette küresel ekonomideki yavaşlamayı ve dış politikadaki tutumu da dikkate almakta fayda var. Ancak konumuz şuan Türk endüstrisi ve yakalamamız gereken bir tren var. Montaj ülkesinden bilgi ve katma değeri yüksek teknoloji ihraç edebilecek altyapıyı oluşturmak için geç kalmış değiliz, özellikle hammadde bolluğu, iş gücüne katılım oranı ve jeopolitik konumumuz endüstrimiz açısından oldukça avantajlı iken…

Çimento Sektörünü Gelecekte Ne Bekliyor?

Sektörün şuan ülke ekonomisin lokomotiflerinden olduğu ve yakın gelecekte de bu gerçeğin değişmeyeceği aşikar! Dünyadaki konumumuzu korumak ve yeni düzende yer almak istiyorsak sürekli olan bu proseslerde; karbon nötr teknolojilere ve bakım planlamaya yatırım yapmakta fayda var.

Birkaç tez incelemesi ve araştırma sonucu ile çimento sektörünün geleceğine göz atalım:

  • Önümüzdeki 20 yıl boyunca, CO2 emisyonları bir çimento fabrikasının işletme ve tasarımında en önemli faktör olacak. Bu talep sadece iklim değişikliği ile ilgili uluslararası kuruluşlardan gelmeyecek; müşteriler, devlet ve toplum çimento fabrikalarının yeşil olmasını isteyecektir.
  • Maliyet ile rekabet etmek ve emisyonları azaltmak için 10 yıldan daha az bir süre içinde, tüm tesis ekipmanlarının işletme verimliliğinin en az % 95 olması beklenmektedir/olacaktır. Bu, tüm alanların tamamen makineleşeceği ve bakım seviyesinin mükemmel olması gerektiği anlamına geliyor.
  • Ekipmanların standartlaştırılması mutlak zorunluluk haline gelecek. Yaklaşık 10 yıl içerisinde, büyük çimento şirketleri tüm tesisleri, muhtemelen 4 tesis boyutunda (4, 6, 8 ve 10 kton Klinker) standartlaştıracaklardır. Bu onların maliyetlerini ve yedek parça envanter seviyelerini düşürmelerini sağlayacaktır.
  • Tesisler üç ana alana bölünecektir: Çimento Üretimi, CO2 Emisyonlarının Kontrolü ve Yenilenebilir Enerjiden Elektrik Üretimi.
  • Gelecek 10 yılın çabaları, elektrik tüketimini azaltmaya ve atık ısı geri kazanımına odaklanacak. 2030’da fabrikaların % 80’i atık ısı geri kazanımı için bir sisteme sahip olacak. 2040 yılına kadar tüm çimento fabrikaları, yenilenebilir kaynaklardan, muhtemelen rüzgar enerjisinden elde edilen elektriği kullanıyor olabilecek.
  • Çimento personelinin giderek daha fazla uzmanlaşması gerekecek ve beklenecektir. Tesislerin özellikle; enstrümantasyon kontrol, bakım planlaması, proses, yenilenebilir enerji ve enerji tasarrufu konusunda uzman kişilere ihtiyacı artacaktır.
  • Yeteneğin tutulması ve geliştirilmesi İnsan Kaynaklarından sorumlu olanlar için büyük bir zorluk ve aynı zamanda sorumluluk olacaktır.
  • Araştırma ve Geliştirme Merkezleri- Tüm bu değişikliklerin başarıyla uygulanabilmesi için çimento şirketlerinin, güçlü bir araştırma sistemine sahip olmaları gerekecektir. Özellikle günümüz eğitim modelinde var olan üniversitelerle ortaklıkların yaygınlaştırılması ve fabrikaların içerisinde kurulacak olan AR-GE merkezleri rekabet yarışında avantaj sağlayacaktır.
  • Tüm bu değişikliklerin yüksek maliyet doğuracağı çok açık ve bu durum çimento şirketlerini başka finansman kaynakları aramaya zorlayacaktır. Yatırım ortaklığı günümüzde tercih edilen bir model fakat yakın gelecekte çimento fabrikalarının bir franchise programı ile işletilmesi seçenek olabilir. Bu şekilde çimento şirketlerinin kaynakları serbest bırakabileceği ve kazan-kazan sağlayacağı öngörülüyor.
  • Alternatif yakıtların ve karbon nötr teknolojilerin kullanımı yaygınlaşacaktır.

1970’lere kadar dünya sanayisindeki tüm gelişmeleri Avrupa ve Amerika cephesinden izledik. Taylor’ın metodlarından buharlı lokomotiflere ve Henry Ford’un T modeline kadar tüm heyecan verici girişimler bir asır ya da daha kısa bir sürede gerçekleşti.

1973 yılına geldiğimizde batı dünyasını sarsan petrol krizi hükümetlerden, dev firmalara ve topluma kadar ekonomiye ortak olan herkesi etkiliyordu. Japon ekonomisi neredeyse çökmek üzereydi ve bu durum ülkenin endüstrisini de derinden etkiledi. Ancak krizleri fırsata çevirebilecek birileri her zaman çıkar ve öylede oldu. Taiichi Ohno ismi kulağa yabancı gelebilir fakat Toyota’yı bugün neredeyse bilmeyenimiz yok! Bugün ders kitaplarında okutulan Toyota Üretim Sistemi Japon ekonomisinin kurtarıcısı ve endüstrisinin baş kahramanı oldu. 2. Dünya savaşını kaybederek çıkmış bir ülke 30 yıl gibi kısa bir sürede sanayisiyle tüm dünyanın ilgisini çekmeyi başarmıştı.