İNŞAAT SEKTÖRÜNDE YAŞANAN GERİLEME, KİMYASAL KATKI SEKTÖRÜNÜ DE ETKİLİYOR

İNŞAAT SEKTÖRÜNDE YAŞANAN GERİLEME, KİMYASAL KATKI SEKTÖRÜNÜ DE ETKİLİYOR

M. Turgay Özkun
Katkı Üreticileri Birliği (KÜB)
Yönetim Kurulu Başkanı

Katkı Üreticileri Birliği (KÜB), yapı kimyasalları sektörünün önemli sivil toplum kurumlarından biri. Birliğin genel olarak kuruluşundan, bugüne kadar ki faaliyetlerinden ve çalışmalarından bahsedebilir misiniz?
Katkı Üreticileri Birliği (KÜB), sektörde uzun zamandır faaliyet gösteren beton ve çimento katkı üreticisi firmaların 1998 yılında bir araya gelmeleri ile faaliyetlerine başlamıştır. Bugün konum olarak katkı sektörünün yüzde 85’ini temsil eder durumdayız. KÜB, hem yerel hem de uluslararası alanda faaliyet gösteren şirketlerin içerisinde yer aldığı bir çatı kuruluştur. Amacımız; katkı ürünlerinin bilinirliğini artırmak, beton ve çimentonun kalitesini arttıran katkıların üretilmesini sağlamak ve tanıtım çalışmaları yapmaktır. Bu anlamda şirketlerin AR-GE’lerinin gelişimlerini sağlayarak yurt dışında yapılan birçok işin, yerelde de yapılmasına teşvik etmek için çalışıyoruz. KÜB, Avrupa Beton Katkı Üreticileri Federasyonu EFCA’nın önemli üyelerinden biridir. Hem yönetimsel hem de teknik olarak EFCA’nın faaliyetlerine katılmaktadır. KÜB çatısı altında şu anda çimento ve beton katkı üreticileri ve fiber üreticilerinden oluşan 11 üyemiz bulunmaktadır.

Sektörel temsiliyetiniz oldukça yüksek. Birlik olarak bu dönemde öne çıkan çalışma ve projeleriniz nelerdir?
KÜB olarak ana amaçlarımızdan birisi, özellikle kamu nezdindeki bilinirliğimizi daha da artırmaktır. Yapı Ürünleri Üreticileri Federasyonu ve İMSAD gibi büyük kuruluşların üyesiyiz. Bu ve benzeri oluşumlarda bulunarak kamu tarafında daha fazla tanınmayı hedefliyoruz. Pandemi süreci ile bunun önemi daha da arttı. Bu dönemde yasaklar sebebiyle vergi indirimleri gibi bazı muafiyetler oldu. Buralarda derneklerin ve sivil toplum kuruluşlarının değeri daha fazla anlaşıldı. Firma olarak bu kararların alınmasında etkiniz sınırlı oluyor ama içinde bulunduğunuz dernek ne kadar kuvvetli ise gücünüz bir o kadar artıyor.

İkinci olarak eğitim konusu bizim için çok önemli. Pandemi öncesi üniversitelere giderek, katkı kullanımı ve teknolojileri ile ilgili bilgiler verirdik. Şu an aynı çalışmaları online platformlarda gerçekleştiriyoruz. Yine, eğitim faaliyetlerimiz kapsamında Türkiye Hazır Beton Birliği’nin laboratuvar teknisyenlerinin eğitimlerine destek veriyoruz.

Bunlarla birlikte planlanan başka hedeflerimiz de var. Kamu yararına kullanılmak üzere Avrupa Birliği’nin fon desteğinden faydalanabilmek için bir çalışma yürütüyoruz.

En önem verdiğimiz konulardan biri de yürütülen faaliyetlerin etik değerlere ve rekabet hukukuna uygun olması. KÜB olarak bunu sağlamak adına tüm üyelerimizden kanunların belirlediği çerçevede davranılması ve rekabet kurallarına uyulmasına dair bir etik taahhütname alıyoruz.

Yurt içinde ve yurt dışında farklı sektörel kurumlarla da iş birlikleri yürütüyorsunuz. Bu alanda nasıl bir yapılanma içerisindesiniz ve çalışmalarınız nelerdir?
Üyesi olduğumuz Avrupa Beton Katkıcıları Federasyonu (EFCA) verilerine göre Türkiye, tahmini %40’lık oranı ile en yakın rakibinden açık ara önde görünmektedir. 2019 yılı Avrupa’daki beton katkı pazarı hacimsel olarak 1 milyon ton mertebesinde iken, Türkiye yaklaşık 457 bin ton ile katkı pazarının en büyük temsilcisidir. KÜB üyeleri bu hacmin % 85’ini temsil etmektedir.

Avrupa’da sürekli yapılan standart çalışmaları, sivil toplum kuruluşlarından alınan fikir ve önerilerle devlet nezdinde hayata geçiriliyor. Ülke olarak Avrupa Birliği’ne üye olmasak da standartlarımızı o noktaya çekmeye çalışıyoruz. Derneğimiz bünyesinde alanında uzman kişilerden oluşan bir teknik komitemiz var. Avrupa Birliği’nden gelen çalışmaları değerlendirip bir görüş sunuyorlar ve biz de bunları gündeme getiriyoruz.

Türkiye’nin kimyasal katkı maddeleri ve yapı kimyasalları sektörlerindeki genel durumu değerlendirir misiniz?
İş hayatına başladığımdan beri yaklaşık 17 yıldır bu sektörün içindeyim. Sektörün her dönemdeki değişimini yakından gördüm. Bu dönemde yaşanan değişim sürecinin pozitif yönde olduğunu söyleyebilirim. Bu noktada standartlarla ilgili hiçbir sorun yaşamıyoruz. Bizim sıkıntımız genelde denetleme, gözetim ve uygulama ile ilgili oluyor. Firmaların standartları uygulaması ve gerekli kuruluşların da bunu denetlemesi gerekiyor. Bu konulardaki eksiklik doğrudan kaliteyi etkiliyor ve rekabeti de bozuyor. KÜB’ün varlığının önemi burada daha çok ortaya çıkıyor. KÜB olarak bağımsız bir denetleme kuruluşu ile yapmış olduğumuz protokol aracılığı ile üye firmalarımızın ürettikleri ürünleri yerinde denetlettiriyoruz.

Sektörün en büyük şanssızlığı hammaddelerin neredeyse tamamının yurt dışından gelmesi. Biz burada aslında gelen hammaddeye göre üretim yapıyoruz. Dolayısıyla dolar kurundaki oynama bizi çok etkiliyor.

İnşaat sektörüne bağlı olarak ilerleyen bir sektör olduğumuz için hazır beton ve çimento üretimi bizi doğrudan etkiliyor. Son 2 yılda çimento sektörü, ihracat ayağı ile durumu daha iyi idare ederken, hazır beton sektörü gerilemeye devam etti. Dolayısıyla katkı sektörü de büyüme sağlayamadı. Bundan sonrası için bir tahmin yapmak çok zor. Ancak her zaman Türkiye’de büyük bir altyapı ihtiyacı var. Sadece İstanbul olarak değil. Her yerde şehirler büyüyor ve metrolara, barajlara, otoyollara, tünellere ihtiyaçlar duyuluyor. Potansiyelimiz halen yüksek. Altyapı ihtiyacının olması sektör için istihdam yaratacaktır, bu da bize gelecek için umut veriyor.

Temsil etmekte olduğunuz sektörde teknoloji, inovasyon ve bilimsel gelişmeler çok ön planda. Bu anlamda genel olarak sektörü nasıl görüyorsunuz?
Hem yerel hem de uluslararası alanda faaliyet gösteren üye firmalarımız var. Bu firmalar üretimlerinin tamamını Türkiye’de yapıyorlar. Dışarıdan getiren firmamız yok. Zaman içerisinde küresel firmaların AR-GE bilgilerinin buraya gelmesi ile de önemli gelişmeler kaydedildi. Ben bu anlamda gidecek çok yolumuz olduğunu da düşünüyorum.

Beton katkısı denildiğinde çok farklı alanlardan bahsediliyor. İsteğinize göre çok değişik ürünler yapılabiliyor. Amacınız çok önemli. Bir müşteri için ürettiğiniz katkı, bir başka firmaya uymayabiliyor. Müşterinin kullandığı ürünlere göre katkıyı baştan üretmeniz gerekiyor. Terzi işi dediğimiz şey bu. Bu da hızlı yanıt vermeyi ve tecrübeyi gerektiriyor. Deneyim çok önemli burada. Bu şekilde müşterinin malzemesine uygun katkıyı bulmanız gerekiyor ve bunu az zamanda yapmanız lazım. Diğer yandan özellikle polimerlerde çeşitli gelişmeler var. Özellikle yüksek katlı binalarda, yüksek dayanımlı betonların dökülmesi ile birlikte çerçeve genişledi.

Son dönemdeki gelişmeler ve Covid-19 salgını sektörü nasıl etkiledi? Önümüzdeki dönem için öngörüleriniz nelerdir?
Pandemi sürecinde inşaat sektöründeki orta ve küçük ölçekli şantiyelerde durmalar oldu. Mega projeler yavaşladı ama durmadı. Yeni yatırım yapmak isteyen firmalar bekleme dönemine geçtiler. İşe devam edenler de süreci bekleyip görmek istediler. Özellikle yenileme işlerinde de ciddi durgunluk yaşandı. Pandemide insanların evde olması biraz hacim yarattı ama sektörün ritmini bulması için büyük projelerin başlamasına ihtiyaç var. Bu süreçte nisan ve mayıs aylarında tahsilat süreçlerinde yaşanan aksamalar sektörü olumsuz etkiledi. Haziran ayından itibaren de toparlanma başladı. Geçmişte biriken işlerin açılması ile hızlı bir üretim ve satış sürecine girildi. Gelecekle ilgili tahmin yapmak çok zor. Şu an da ikinci dalga konuşuluyor. Yine aynı süreçler yaşanabilir. Biz doğrudan inşaat sektörüne bağlı olduğumuz için onlar devam ederse katkı sektörü de büyür.

Son dönemde çimento ve beton sektörünü etkileyen küresel, bölgesel ve yerel trendler nelerdir? Sektörün geleceği nasıl şekillenecek?
Sağlıklı ve hijyenik ürünlerin kullanımında ciddi artışlar var. Çevreye duyarlı ürünlerin üretimi ve kullanımı artacak. Bunlarla ilgili daha fazla regülasyonlar yayınlanacak. Dolayısıyla üreticilerin ve uygulayıcıların bunlara uyması beklenecek. Bu değişim ve gelişime de herkesin ayak uydurması gerekecek. Bu da yatırım yapmak demek. Bunları yapan ve finansal olarak da güçlü olan firmalar bu dönemde ayakta kalacaklar. Yapamayanlar da geride kalacaklar. Çevreye duyarlı ve zarar vermeyen ürünlerin üretilmesi, buna ek olarak sağlık ve hijyen koşullarında üretim ve şartların sağlanması öne çıkan trendler olacak.