“İşletmelerin Endüstri 4.0 Dijital Dönüşüm Departmanıyız”

“İşletmelerin Endüstri 4.0 Dijital Dönüşüm Departmanıyız”

Qualist Technology, 2009 yılında Soyak Holding bünyesinde kurulmuş bir teknoloji şirketidir. Qualist Technology Genel Müdürü Gökay Turanlıoğlu, liderlik ettiği şirketi “İşletmelerin Endüstri 4.0 Dijital Dönüşüm departmanı” olarak adlandırıyor.

Sanayi devrimlerinin beraberinde değişimi de getirdiğini söyleyen Turanlıoğlu; “Qualist olarak hedefimiz müşterilerimiz için güvenilir bir çözüm ortağı olmaktır“ diyor.

Firmanızdan bahseder misiniz?

2009 yılında Soyak Holding altında faaliyetlerimize başladık. Aslında Soyak Holding altındaki işletmelerin gereksinimlerinden Qualist doğdu. Sanayinin böyle bir yazılıma ihtiyacı var düşüncesinden ziyade daha etkin, daha verimli, daha kabiliyetli çalışabilmesi için işletmelerin hangi bakış açılarına ihtiyaçları olduğunu tespit ederek sahadaki gereksinimlerden ve ihtiyaçlardan yola çıktık. Bu da bizi diğer benzer çözümler sağlayan işletmelerden ayıran en büyük avantajımız.

Endüstri 4.0’ın hikayesinden bahseder misiniz? Endüstri 4.0 nedir? Son zamanlarda gündemde olan bu teknolojik devrim için müşterilerinize çözümleriniz nelerdir?

Endüstri 4.0’ın hikayesi şöyle gelişiyor: 1780’lerde makinaları ve ekipmanları kullanmayı öğrenmeye yeni başlıyoruz. Bunu buharla ve su enerjisi ile yapıyoruz. Ondan 100 yıl sonra 1870’lerde bu sefer elektriğin gücünü keşfetmeye başlıyoruz. Dolayısıyla buharla ve suyun kuvveti ile çalışması gereken devasa makinalar ölçek olarak küçülebiliyor. Daha yönetilebilir ve spesifik kaynakların hemen yanında kurulmasını gerektirmeksizin; lojistik anlamında daha doğru ve etkin yerlerde kullanılmaya başlanıyor. Elektrikle daha yönetilebilir olduğu için seri üretime çevirebiliyoruz. Çünkü artık verimlilik artıyor, daha kolay çalışabiliyoruz, daha fazla üretim hattı kurabiliyoruz ve aslında üretimin prensiplerini öğrenmeye başlıyoruz. Sonra zaman ilerliyor ve Endüstri 3.0’a geçiliyor. Endüstri 3.0 ise işin elektrikle, elektronikle yönetilmesi tarafıdır. Yani iş gücü manuel ve bedensel güç yerine, elektrikli motorların sağladığı imkanlarla robotlara, otomasyona dönüyor. Daha verimli ve daha esnek çalışmaya başlıyoruz.

Endüstri 4.0 ise 2010 yılında gündemimize giriyor. Ölçek olarak teknoloji küçülüyor, maliyet olarak düşüyor. Biz de bu teknolojiyi nasıl kullanacağımızı öğrenmeye başlıyoruz.

Endüstri 3.0 bir donanımsal devrim. Endüstri 4.0 ise yazılım devrimi. Gelin bunu birlikte örnekleyelim: Partnerlerimize diyoruz ki, biz sizin işletmenizin bir departmanıyız. Endüstri 4.0, dijital dönüşüm ve akıllı fabrika departmanınız. Dolayısı ile bizden bu şekilde faydalanın. Bunun getirdiği önemli bir misyon var. Biz özellikle müşterimize gittiğimiz zaman şunu anlatıyoruz; Endüstri 4.0 dijital dönüşüm demek örneğin fabrikaya kestirimci bakım kabiliyeti kazandırmak değildir, aslında bu kabiliyeti kazanmanızla beraber Endüstri 4.0’ın ana amacı, burada kazandığımız kabiliyetlerle bu sistemlerin birbirleriyle konuşması, veriyle iş yapıyor olmak, raporları otomatik bir şekilde alıyor olmak ve sitemi kolay işler hale getirmek. Örneğin iki duruş arasındaki zamanı azaltmak ki bu fiziksel olarak işi daha verimli yapmak demektir. Bununla beraber tedarik zincirinde daha doğru kaynak ve hammadde alabilmek, yönetebilmek demektir. Bununla beraber daha verimli çalışıldığı için müşterilerin taleplerine daha iyi adapte olabilmek demektir. Bu da nihayetinde biz profesyonellerin önemli görevi olan şirketin değerine değer katmak demektir. İşletmelerimizi büyütmeye, daha verimli çalışmaya, daha rekabetçi olmaya ve efektif olarak da değer yaratmaya ve değerini büyütmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla Endüstri 4.0 aslında şirketin değerini artırma yöntemidir.

Gerçek hayattan Endüstri 4.0’a örnek verebilir misiniz?

İki örnek üzerinden konuşalım. Birincisi; bir üretim mühendisi her sabah ofisine gelerek saat 8’de görevine başlıyor ve yapması gereken iş, o işletmenin günlük işletme raporunu çıkartmak. Bunu nasıl yapıyor; ERP sisteminden bir bilgi alıyor, enerji sisteminden bir bilgi alıyor, üretim sahasından bir bilgi alıyor, SCADA sisteminden bir bilgi alıyor ve bunların hepsini bir araya getirip excelde kesiyor biçiyor, bölüyor çarpıyor derken günlük işletme raporunu çıkartmaya çalışıyor. Bu bir mühendis için 6 saatlik bir emek. Bu 6 saat bakıldığında birikmiş know-how ve uzman kapasitesini kullanamadığımız bir süreç ve işletme için zaman kaybı. Çünkü bir işletmenin en önemli varlığı insan kaynağıdır.

Bu işletmede, Endüstri 4.0 ürün gamımız olan Bridge ile verilerini toplamaya başladık. Nasıl topluyoruz; sonuçta biz bir işletmenin bütün varlıklarının, bütün software altyapısını, bütün makine ekipmanının üstünde oturan bir software katmanıyız. Bu çeşitli kaynaklardan aldığımız verileri birleştirerek bu verinin lisanı olmak, işletmenin nabzını ölçebileceği bir yorum katmanı olma şansımız var. Ve Bridge ile 6 saatte yapılan işletme raporunu çıkartmak işi, yarım saatlik bir zaman dilimine düştü. Böylece yarım saate düşen bu sürecin sonunda en önemli değer olan insan kaynağına günde 5 buçuk saat kazandırmış olduk. Böylelikle bu işletme bilgiden akıl türetmeye evrilebilmektedir.

İkinci bir örnek ise; her makina ekipmanının kendine göre nabzı ve bir çalışma şekli vardır. Dönemsel bozulmalar olabilir, sisteme çok yüklenilmiş olabilir. Bunun getirdiği potansiyel bozulmalar, kırılmalar ve nihayetinde işletmede duruşlar yaşanabilir. Bir müşterimiz yılda 12 ila 15 arasında plansız, beklenmedik duruşlar yaşıyordu. İşletme durduğu zaman bu ciddi anlamda siparişlerin gecikmesi demek, yedek parça tutmak ki bu bir maliyet demek ve aynı zamanda hızlı aksiyon almamız gerektiği için bu duruşlar olduğunda belki de iş güvenliği anlamında da sıkıntılar yaratabilmek demek. Bizim yine Bridge ürünümüzdeki alarm sistemini kullanarak bu işletmede 12 ila 15 arasındaki bu plansız duruşları bir yılda sıfıra düşürdüler. Bu inanılmaz bir verimlilik artışı demek.

Ne kadarlık bir yatırımdan bahsediyoruz?

Yarattığı ekonomik fayda ile ölçeklendirdiğiniz zaman aslında maliyetli olmadığını söyleyebilirim. Mutlaka bir yatırım süreci ve planlama gerektiriyor. Hatta bu doğrultuda müşterilerimize önce pilot sistemle başlayıp, ‘kültür olarak biz bu teknolojiden nasıl faydalanırızı’ öğrendikten sonra bütün işletmeye yayma metodunu tavsiye ediyoruz. Bu da maliyeti daha etkin bir şekilde yönetebilmemizi sağlıyor.

Çimento sektörünün Endüstri 4.0’a yaklaşımları nasıl?Sektör hazır mı Endüstri 4.0’a geçişe, sonuçta altyapı olarak da hazır olmaları gerekiyor diye düşünüyorum...

Endüstri 4.0 dijital dönüşümü başlatan işletmelerde artı yönde inanılmaz değişimler olduğunu görüyoruz. Sahadaki uygulamaya baktığımız zaman, daha eski işletmelerin altyapılarını güncellemeleri gerekebiliyor. Sahadan veriyi toplamayı sağlayacak altyapıların yatırımlarını yapmaları gerekebiliyor. Güncel yeni yapılmış işletmeler ise inanılmaz düzeyde hazırlar ve hatta bizden biraz daha talepkar olabiliyorlar.

Endüstri 4.0’a geçiş aslında bir kurumsal kültür geçişi aynı zamanda. Sadece o yatırımı yapmak yetmiyor. İşletmedeki faaliyet anlayışını, faaliyet yaklaşımını, raporlama sistemini ve yeni faydanın bu yeni nimetten kültür olarak nasıl faydalanabileceğini konuşarak, tartışarak işletme mantığına uygun olarak şirketin değerine değer katan bir unsur olarak planlamak gerekir. Düşünerek üzerinde hareket etmemiz gerekiyor.

Bir çok sektöre hizmet verdiğinizi biliyoruz. Özellikle 2018 yılında önceliğiniz hangi sektörlerdir?

Müşterilerimiz arasında çimento sektörü olduğu kadar kimya, gıda, otomotiv, enerji, alüminyum, metal sektörü gibi pek çok sanayi kolu var. Üretimin olduğu her yerde fayda ve katma değer yaratıyoruz. Deneyim kazandıkça müşterilerimize yansıtma şansımız oluyor. Bu da bizim önemli bir avantajımız. 2009 yılından beri bu alanda çalışıyoruz. Endüstri 4.0’ın geçişinin 2010 yılı olarak tayin edildiği düşünülürse, aslında devrimin ilk aşamasında biz bu katma değeri yaratmaya başlamışız. Bununla beraber Ar-Ge’ye, inovasyon eğrisinin öncüsü ve önünde olmaya gayret gösteriyoruz. Yerinde Ar-Ge olmamız bu anlamda çok önemli.

Bir taraftan da İsviçre’de Teknokent’de bir şubemizin ve bir Ar-Ge işletmemizin olması çok önemli.Dolayısıyla hem global dünyada neler olduğunu hızlı bir şekilde takip ediyoruz hem de lokal bir işletme olarak yeni teknolojiyi bilerek, görerek, takip ederek bunun öncülüğünü yapmak için çalışmalar yapan bir Ar-Ge ekibine sahibiz.

Rakiplerinizle sizin aranızdaki en önemli fark nedir?

Endüstri dikeyinde biz üretim sahasında ortaya çıkan ihtiihtiyaçlardan doğan bir firma olarak, üretim mühendisinin, bakım mühendisinin, hammadde şefinin, enerji müdürünün, işletme müdürünün gereksinimlerini ve ihtiyaçlarını anlayan, onların sorunlarını çözmek için çalışmalar geliştiren tecrübeli ekibimizle önemli bir fark yaratıyoruz. Bir software şirketi olarak; hem oyun yazıp, hem e-ticaret platformu yazalım demiyoruz. Bizim bir uzmanlık alanımız var: Endüstriyel Akıllı Yazılım Çözümleri. Bu konuda çok ciddiyiz ve bu uzmanlığımız üzerine yatırım yapıyoruz.

%100 Türk sermayeli bir firmasınız. Bunun dezavantajları oluyor mu?

Evet olabiliyor ama biz yaptığımız işin ne kadar iyi olduğunu, ne kadar katma değer yarattığını ve ne kadar kıymetli olduğunu gösterdikçe bu dezavantajı aşıyoruz.

Unutmayalım ki Türkiye software alanında özellikle outsource olarak çalışabilen bir ülke. Ve iyi mühendislerin katma değerli işler ürettiği bir outsource pazarı olarak, bir Hindistan’a kıyasla çok daha iyi konumlandırılmış bir yerimiz var. Dolayısıyla bu anlamda da bir algı var. Bütün bunları harmanlayarak doğru bir şekilde yaptığımız işin ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bunu da sahada uygulama ile ve başarı hikayeleri yazarak pekiştirmeye gayret gösteriyoruz.

Peki Endüstri 5.0 nasıl bir teknolojik devrim olacak sizce?

Endüstri 5.0’la eyleme dönüştürülebilir farkındalığa taşıma evrimini yaşayacağız. Bunu nasıl yapacağız; artırılmış gerçeklik çözümleri ile. Bunu nasıl sağlayacağız; tabletlerle, gözlüklerle. Yönettiğimiz ve ürettiğimiz akılları sahaya tekrar taşımak, makina ve ekipman başında daha doğru bir şekilde yönetme aşamasına geçmemiz gerekiyor. Endüstri 5.0., insan ve makinanın müşterek işbirliği ile katma değer dönemidir.

Siz Endüstri 5.0 ile ilgili çalışmaya başladınız mı?

Biz çalışmalarımızı uzun süre önce başlattık ve oldukça önemli bir noktaya da geldiğimizi düşünüyorum. Çalışmalarımız sonucu Qualist Go olarak adlandırdığımızı uygulamamızı çıkardık. Direkt cep telefonlarına ve tabletlere indirilebiliyor. Qualist Bridge olarak tanımladığımız veriyi toplama ve analiz etme yazılımımızla bilgiyi alıyoruz ve Qualist Go aplikasyonu üzerinden Artırılırmış Gerçeklik olarak sahaya taşıyoruz ve Remote Asistance hizmetimizle de merkezle iletişim haline geçirme şansımız oluyor.

Kendinizden bahseder misiniz? Günde kaç saat çalışıyorsunuz? İş dışında neler yapıyorsunuz? Hobileriniz hayatınıza nasıl bir değer katıyor?

New York’ta finans ve bankacılık üzerine okudum. Sonrasında New York’ta finans ve borsa üzerine çalışmaya başladım. O zaman ticareti ne kadar sevdiğimi anladım. 2 dededen gelen genetik yolun türeviyim. Bir dedem ilkokul öğretmeni ve köy enstitülerinin ilk mezunlarındandır. Ondan gelen bir akademik sevgi var. Diğer dedem ise manavdı. Ondanda gelen ticaret yapma, üretme heyecanı var. Çoçukluğumda da şanslıydım, babamdan da gelen bir teknoloji tarafı var. Babam bir teknoloji firmasında çalışıp sonrasında Türkiye’nin ilk ve en önemli GSM operatörünün ilk IT Operasyonel Direktörü olarak görev yaptı. Dolayısıyla teknoloji dünyasının içinde büyüdüm, küçüklükten beri bir yakınlığım vardı.

Amerika’da kariyerimi tamamladıktan sonra Türkiye’ye geldim ve Sabancı ailesine ait Esas Holding’de çalıştım. 7.5 yıl önce Soyak Holding bünyesine geçtim ve Grup bünyesinde çeşitli görevlerde bulundum. Ocak 2018’den itibaren de Qualist’te Genel Müdürlük görevini yürütmekteyim.

Tabi bu kariyer çizgisinin getirdiği yoğun çalışma temposunda eşim Yıldız’ın desteği fevkalade önemli.