KALİTE ÜLKESİNDE ÇALIŞANLARI KORUMAK: TOPLUM 5.0’A

KALİTE ÜLKESİNDE ÇALIŞANLARI KORUMAK: TOPLUM 5.0’A

Rahmi AYDEMİR
İş Geliştirme Yöneticisi 

Alman roman yazarı Marc-Uwe Kling’in “Kalite Ülkesi” adlı kitabı şu soru ile başlar: “Dünyanın en büyük şirketi ve en iyi algoritması varken ne ters gidebilir ki?” Endüstri tarihindeki gelişime yapacağımız kısa yolculuk ve dünyanın değişim hızı bize bu soruyu cevaplama şansı verebilir…

18. yüzyılın ortasına kadar dünya nüfusunun neredeyse %90’ı tarıma dayalı bir yaşam sürüyordu. (Küçük ticari, hizmet ve endüstriyel sektörler %10’luk bir bölümü paylaşıyordu.) 20. yüzyılın son bölümünde dünya endüstri üretimi, her yıl 1750’de olduğundan doksan kat daha büyük olmuş, beraberinde hammadde tüketimi artmış ve elbette toplumsal yapının değişime uğramasıyla enerji üretim ve tüketim miktarlarında kökten değişimler gerçekleşmişti. *

Dünya nüfusunun büyük bir bölümü de kentlerde yaşamaya başlamış, sosyal dönüşümün en bariz sonuçlarından biri de bu olmuştu. İş gücü artık kırsaldan kente, tarımdan sanayiye kayıyordu.

Fakat Sanayi Devrimi neredeyse tamamı tarımla ilgilenen insanlığı seri üretim bandı üzerine kurulu bir yaşama mahkum etti. Sanırım mahkum etti yüklemi birçok okuyucunun düşüncesine ters düşebilir fakat refahı; üretim-tüketim oranındaki artışla doğru orantıda görmeyen ben ve benim gibi düşünen okuyucular için de yerinde bir ifade olacaktır diye düşünüyorum.

Üretim ve tüketim miktarı ve çeşitliliğindeki artış, artan enerji kullanımı ve paralelinde seyreden çevre kirliliği gibi birçok unsur yeni meslek dallarını da beraberinde getirdi. Artık şirketler daha
büyük, departmanlar daha fazla ve beraberinde de çalışan sayısı bir o kadar fazlaydı.

Sanayi Devriminin Sonuçlarının Doğurduğu Toplumsal Mücadeleden Daha Fazlasına İhtiyacımız Olabilir
21. yüzyılın en büyük mirası ne olacak bilinmez ama endüstriden, teknolojiye ve sosyal yapıya kadar dünyanın tamamında binlerce yıldır alışagelmiş düzenin hızlı şekilde değişime uğradığı bir dönemden geçiyoruz. Teknolojinin gelişimi ve deterministik olmaması bu anlamda büyük bir tehlike içerebilir.

Yalnızca son 150 yılda Sanayi Devrimi’nin birçok toplumsal sorun ve mücadeleyi de beraberinde getirdiği şüphesiz bir gerçek! Özellikle üretim sürecinde “yabancılaşma”nın başlaması, usta- çırak ilişkilerinin yerini işçi- işveren ilişkilerine bırakması ve ilişkilerinin yol açtığı birçok sosyal ve siyasal sorunlar, otomasyon sonucunda işsizliğin artması (Endüstri 4.0 ile beraber daha da artması bekleniyor), yine otomasyonun grevlerin ve sendikaların etkinliğini azaltması, ilkel istihdam koşulları, kentleşme olgusu ile gecekondu sorunlarının ortaya çıkması, beslenme sorunu, salgın hastalıklar ve çevre kirliliği gibi konular bu sorunlara örnek gösterilebilir. **

Otomasyonun daha ileri seviyede karanlık fabrikaların (lights out) yaygınlaşması ki bu fabrikaların en önemli özelliğinin insan gücüne neredeyse hiç ihtiyacı olmaması olarak ifade edebiliriz; insanın
işlevsel konumunu kaybetmesine neden olacağı aşikar… Bugün için artık makine öğrenmesi ve robot bilimine karşı daha büyük bir mücadelenin bizi beklediğini söylemek yanlış olmaz. Yeteneği ve işgücü değersizleşen insanın gelecekte konumu ne olacak?

Kalite ülkesinde çalışanı değişen dünyaya ve sisteme adapte etmenin yolunu bulmak ve oyunda kalmasını sağlamak gerekiyor. Veri dedektifliği, siber şehir uzmanlığı veya genetik çeşitlilik memurluğu gibi geleceğin mesleklerine açılan kapıda şimdiden önlemimizi alabiliriz. Arttırılmış gerçeklik içinde kaybolmadan Endüstri 4.0’ın nimetleri olan nesnelerin interneti (IoT), yapay zeka, robot ve paylaşım ekonomisi gibi yenilikleri hem farklı endüstrilere hem de sosyal hayata dahil ederek çeşitli sosyal zorlukları çözebilen bir toplum modeli oluşturulabilir. (Toplum 5.0) Bu sayede teknoloji kar odaklı bir sistemin değil de insanların yaşamlarını daha sürdürülebilir hale getirme amacına hizmet etmiş olacaktır. İşsizliğin arttığı bir dünyada üretici ve tüketici, zengin ile yoksul arasındaki uçurumu siz hayal edin.