KORONAVİRÜS PANDEMİSİ SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİ İÇİN FIRSAT OLABİLİR

KORONAVİRÜS PANDEMİSİ SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİ İÇİN FIRSAT OLABİLİR

Rahmi Aydemir

Dünya koronavirüsün 90 günden daha kısa bir sürede küresel bir pandemiye dönüştüğü benzeri görülmemiş
bir durumla boğuşuyor. Yeni koronavirüs 200’den fazla ülkede 3 milyondan fazla insanı enfekte ederek, yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olmaya ve çoğu ekonomik faaliyeti de durdurmaya devam ediyor. Salgın; hava yolculuğu, karantinalar, sokağa çıkma yasakları, geçici iş kapanışları ve birçok kısıtlamalara yol açtı. Pandeminin ayrıca kısa vadeli kazanımları da oldu. Şehirlerde hava kalitesinde önemli bir artış, düşük enerji kullanımı ve sera gazı emisyonlarında da azalma dahil olmak üzere çevresel iyileşmeler gözlemleniyor. COVID-19’un yayılması, halkın kişisel hijyen bilincinin ve halk sağlığının önemini ortaya koymuş; pandemik bir şokla başa çıkmaya karşı dayanıklılık ve hazırlık eksikliğinin sonuçlarıyla da yüzleştirmiştir.

Hükümetler için acil öncelik, koronavirüsün yayılmasını sınırlandırarak, bireylere somut sosyal faydalar sağlamak için ekonomik iyileşmeyi kolaylaştırmak ve insanları korumaktır. Ancak ne yazık ki dünyanın tamamında bu yeterince adil ve eşit gerçekleşmemektedir. Yoksul insanlar şehirlerin en düşük kaliteli konutlarında ve bölgelerinde yaşarlar. Bu bölgeler genellikle daha yüksek hava kirliliği seviyelerine, kalitesiz veya erişilemez hizmetlere sahiptir. Yoksul ve etnik azınlıkların özellikle savunmasız olduğu pandemi karşısında şehirleri inşa etme, organize etme ve kullanma şeklimizi geliştirmek için bu fırsatı değerlendirebilir, salgın hastalıkların geçmişteki etkileri üzerine ders çıkarabiliriz.

Temizlik gibi basit ve zorunlu bir hizmetin bile ancak ve ancak gelir dağılımındaki en üst gruba öncelikli olarak gitmesi bugün şehirlerin salgın hastalıkların yayılması konusundaki önemi ve yine şehirlerde yaşayan yoksul kitlenin dezavantajını gözler önüne sermektedir. Devletler halkın her kesimi için vardır ve asıl öncelik bu gibi dezavantajlı gruplara öncelik sağlamaktadır. Tam burada yeni düzenden bahsederken Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini (SKH) gerçekleştirmek için önümüzde krizi fırsata çevirecek bir şans var.

SKH ile temel ihtiyaçların herkese eşit ve adil şekilde ulaştırılması (temiz su ve gıdaya erişim, barınma, sağlık ve ulaşım hizmetlerinden yararlanma vs.) başta olmak üzere salgın hastalıkların önüne geçerek, ekonomilerin bu gibi süreçleri daha az zararla atlatmasını sağlayabilir. 

Acil Eylem Planları Bir Kriz - Bir Fırsat
Sürdürülebilirlik, açlık ve susuzlukla mücadele eden ya da demokrasiden uzak toplumlar için anahtar bir kelimedir. Bugün imalat sanayi için de gıda sektörü için de hatta dünyanın bir ucunda balkon bahçeciliği yapan bir kadın ya da doğmamış bir çocuk için bile kurtarıcı olabilecek kültürel bir anlayıştır. Dünyanın bugün pandemi karşısında zayıf ve başarısız kalmasının sebebi sürdürülebilir yönetim anlayışından uzak kalmasıdır.

İklim değişikliği, su kirliliği, ormansızlaşma ve yasa dışı hayvan ticareti gibi biyolojik çeşitlilik kaybının itici güçleri, vektörel hastalıkların ve beraberinde daha fazla salgın hastalık riskini arttırmaktadır. Sağlıklı bir ekosistem bizi bu hastalıklardan korumaya yardımcı olmakla birlikte biyolojik çeşitlilik patojenlerin hızla yayılmasını zorlaştırır. Bu anlamda iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı ile mücadele etmek için sürdürülebilir modellere yönelmek sadece gezegenimize değil insan sağlığına da yardımcı olacaktır.

Küresel krizler yeni modellerin uygulanması için uygun ortamlardır. Yenilenebilir enerji, akıllı konut, sürdürülebilir üretim ve tüketim; dairesel ekonomiye geçişi desteklemek için gerekli olanlar da dahil olmak üzere yeni düşük karbonlu yatırımlar ve yüksek kaliteli altyapı için doğru zamandır.

Politika yapıcılar iklim değişikliğini planlama ve bunlara uyum sağlama konusunda başarılı olabilirlerse ekonomik krizler, salgın hastalıklar ya da diğer güç durumlarla toplumun her kesimini kapsayan ve koruyan bir mekanizma oluşturmuş olacaklardır. 

19. yüzyıl Londra’sında yaşananlar da hükümetler ve beraberindeki toplumlar için örnek sayılabilecek durumlardan sadece biriydi. 1850’lilerde ortaya çıkan kolera salgını aynı gün içerisinde sağlıklı bir insanın can kaybıyla sonuçlanabiliyordu. Salgının kirli su ve gıdadan kaynaklanabileceği düşünülüyordu. Ancak hükümet bu konuyla ilgili yavaş davranıyordu ta ki kokunun Avam Kamarası’na kadar ulaşmasıyla… “Müthiş Koku” olarak adlandırılan bu olay Parlamento’yu harekete geçirmiş ve 18 gün içinde yeni kanalizasyon sistemini inşa emri çıkmıştı. İnşa edilen devasa kanallar sayesinde lağım sularının ırmağa ulaşmadan önce yolu kesiliyor ve sonra Londra’nın doğusuna naklediliyordu; oradan da lağım suları deniz sularının çekildiği kısımdan denize akıtılıyordu. Tüm Londra bu yeni sisteme bağlanır bağlanmaz kolera salgınları sona ermişti. wol.jw.org/tr/