NEVROTİK BİR DÜNYADA SÜRDÜRÜLEBİLİR HEDEFLER

NEVROTİK BİR DÜNYADA SÜRDÜRÜLEBİLİR HEDEFLER

Rahmi AYDEMİR
Aydemirler A.Ş.

Sanatçı, yaratmanın iki önemli unsuru olan yapma ve yıkma becerisine sahipken, Rollo May nevrotik kişilikler için bu durumun salt yıkıcılık düzeyinde kaldığını belirtmiştir. Yine de May’e göre nevroz, eksiltilmiş bir dünyaya uymanın en doğru yollarından biridir. Şüphesiz antroposen çağına uçurumdan yuvarlar gibi ittiğimiz ve kaynaklarını tükettiğimiz gezegenimiz artık alarm verirken, biz nevrotikler ise ona uyum sağlamaya çalışmaktan başka hiçbir şey yapamıyoruz. Yıkımın tek faktörü olan toplum ve sözde medeniyet şimdilerde ise uyum sağlamanın ve gezegenin doğasını anlamanın eşiğine henüz yeni yaklaştı. Eriyen buzullar, artan sıcak hava dalgaları, sera etkisinin kararsızlaşması ve biyolojik çeşitlilik kaybı ile beraberinde salgın hastalıkların artması; ekonomimize, altyapımıza, rutinlerimize, sağlık ve finansal güvenliğimize meydan okumaya devam ediyor.

Tüm bunların sonucu olarak işsizlik, iklime bağlı olarak kadın ve çocukların daha fazla etkileneceği endişesi hiç şüphesiz kolektif kaygı ve korkumuzu da körüklüyor. Psikolojik gerilimin her geçen yıl daha fazla arttığı günümüzde şüphesiz yarının dünyasında ne ekonomik güvence ne de bu gidişle gezegenin sağlayabileceği yaşam güvencesi ufukta görünmüyor.

Gezegenimizin fazla karbondioksitle başedebildiğini ve devam eden salınımlar ve ormansızlaşmayla birlikte atmosfere saldığımız 550 milyar tondan fazla karbondioksitin neredeyse 350 milyar tonunu bizlere rağmen temizlemeyi başardığını söyleyebiliriz. Gezegenimizin blöfe tahammülü yok, onu yıkıma sürükleyen ilkel ve nevrozlu uygarlığımızın ise elinde tek bir şans var. Sürdürülebilirlik kartını biran önce oynamak!

Sürdürülebilirlik kelimesini hemen hemen her gün okuduğunuza ve duyduğunuza eminim. Hükümetlerin, belediyelerin, özel sektörün diline pelesenk olan bu kelimenin yerli yersiz kullanımı beni oldukça rahatsız ediyor. 2013 yılında sürdürülebilirlik literatürüne giren “Sürdürülebilir Yaşam ve Enerji Söyleşileri” adlı mütevazi kitabımda, konuyu enine boyuna siyaset bilimcilerden, iklim uzmanlarına, Sivil Toplum Kuruluşlarından, özel sektör temsilcilerine kadar birçok kişiyle bir araya gelerek tartışma fırsatı bulmuştum. Aradan bunca zaman geçince sürdürülebilirlik kavramının artık dünya liderlerin gündemine sık sık aldığı bir konu olmasına sevinmekle birlikte kurumsallığını yalnızca bir etiket olarak devam ettiren birçok firmanın da usulsüzce sürdürülebilirliğini ilan etmesine ayrıca üzülmekteyim.

Dünyayı ve geleceğimizi ilgilendiren böylesine mühim bir konunun Sisifos mitine benzer bir kaygıyla ele alınması gerektiğine inanmaktayım. Gerçek sanatçılar, yaratıcılık, cesaret ve liderlerlik gösterebilen insanlar Sisifos’un gayesini taşırlar. Alkışı umursamadan takdiri önemsemeden girişilen eylemlerin amacına ulaşmasına çalışırlar. Bugünkü elzem konuda, gezegeninin gerçekten de azımsanmayacak derecede öneme sahip iklim değişikliği sorunu için de liderlik edecek kişilere ve bu dönüşümü sağlayacak toplumlara ihtiyacımız var. Her ne kadar ütopik gelse de Küresel Amaçlar Topluluğu (UNDP), yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegenimizi korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için evrensel eylem çağrısında bulunuyor. Bugüne kadar gerek konuşmacı olarak yer aldığım konferanslarda gerekse kaleme aldığım yazılarda bu onyedi maddeden oluşan sürdürülebilir kalkınma amaçlarından bahsetmeye çalıştım. Tam anlamıyla bu sürdürülebilir hedefler gerçek anlamda gezegenin kurtuluş haritası, yine de onuncu madde olan eşitsizliklerin azaltılması için bile önümüzde uzun bir yol var gibi görünüyor.

Bu anlamda birinci dünya ülkeleri sanayide özellikle karbon salınımına neden olan yatırımlarını ikinci ve üçüncü dünya ülkerine yapmaya son vermeden, insana yakışır iş ve istikrarlı ekonomik büyüme hedefi gerçekleşmeden, açlık ve yoksulluk tamamen ortadan kaldırılmadan, kaliteli eğitim ve sağlığa herkesin aynı oranda erişmesi mümkün olmadan sürdürülebilir dünya hedefi şimdilik zor görünüyor. Yine de rastlantısallığın ve olasılığın evreninde hiçbir şey en nihayetinde imkansız değildir. Hızlı dönüşümler ve küresel birliğin sağlandığı çevresel devrimler biranda gerçekleşebilir.

Bu dönüşümün başrolü olacak olan ve fayda üreten kurumlar (B-Corp) ağına katılan şirketleri mercek altına almak, sayılarını çoğaltmak gerekiyor. Bir sonraki yazıda fayda şirketlerinin sürdürülebilirlik yolundaki önemi ve fayda üreten kurum olmanın avantajlarını, yatırımcıların son yıllarda çevresel ve sosyal açıdan gelişim kateden şirketlere olan eğilimlerini ve nasıl fayda şirketi olunacağını mercek altına alacağım.