Ülkemiz sanayisi son derece durgun bir dönem yaşamakta ama “Kriz var yapacak bir şey yok!” dememek lazım.

Ülkemiz sanayisi son derece durgun bir dönem yaşamakta ama “Kriz var yapacak bir şey yok!” dememek lazım.

Dünyada gerçek anlamda küresel bir kriz vardır. Bu bir gerçek. Doğal olarak memleketimiz de bu krizden yeterince etkilenmektedir.

Ancak bu ilk defa yaşanılan bir vaka değildir. Son olmayacağı da kesinlik kazanmış bir öngörüdür. Asıl mesele krizin geliyor olması, teğet geçip geçmeyeceği meselesi değildir. Asıl mesele bu tür durumlara karşı bir A, B ve C planınız var mı? Mesele işte budur. İçerisinde bulunduğumuz 2018 yılında istemeyerek faaliyetlerini kısıtlamak veya durdurmak zorunda olan tüm firmaları incelediğimizde “Neden böyle oldu?” sorusunun ortak cevabı da aynısıdır; daha önceki krizlerden ders çıkarmayan, krizlerin hep teğet geçeceğini sanan, çareyi başkalarından uman (özellikle hükümetlerden), önleyici faaliyetlerde bulunacaklarına inşallah’a sığınan. Ülkemiz sanayisi son derece durgun bir dönem yaşamakta ama “Kriz var yapacak bir şey yok!“ dememek lazım. Diğer ülkelerdeki meslektaşlarımız her konuda bizden çok daha avantajlı durumda olabilirler ama onların neyi nasıl yaptığını çok iyi bir şekilde araştırmamız gerekmektedir. Bunun yanı sıra her çalışan çalıştığı yerde (imalathane, fabrika, tesis, laboratuvar, ticarethane) mutlaka geçmişi incelemelidirler. Buraya kendisinden önce kimler geldi, kimler geçti. Kimler firmaya neler kattı. Özetle çalıştığı firma bu günlere nasıl geldi. Bunu öğrenmeden, firma geçmişini iyice anlamadan faydalı olmaları biraz zor gibi görünmektedir. Bu hususla ilgili sektördeki gelişmeleri yakından izlemekteyiz. Olağanüstü bir yönetici sirkülasyonu var. Her gün bir personel veya bir grup oradan oraya transfer oluyor. Peki sonuç nedir? Ne transfer eden ne de transfer edilen halinden memnun! Çünkü yeterince mesleki tecrübe, disiplin, beceri ve bilgi edinilmemiş. Her şeyden önemlisi mesleki güvenilirlik kazanılmamış.

Neden bir işte sebat edilerek bilgi, beceri ve tecrübe kazanmaya, uluslararası alanda mesleğinde otorite olmaya çalışılmıyor? Diğer taraftan bahis konusu iş yerleri ise her gencin çalışmaya can attığı ülkemizin en güzide firmaları. Anlamak son derece güç!

Ülkemizde son yirmi yıl içerisinde fabrika sayıları epeyce artmış ve pek çoğu ihracat amaçlı kurulmasına rağmen grafiğe yansımamaktadır.

Yaklaşık yirmi yıl öncesinde katıldığım uluslararası çimento konferans ve seminerlerinde gördüğüm ve gurur duyduğum sektör temsilcilerimize büyük saygı duyulması ve krallar gibi ağırlanmasıydı. Yabancılar çimento sektör temsilcilerimiz ile görüşmek için sıraya girerlerdi. O tarihlerde katıldığım kömür konferanslarında ise durum bunun tam aksi idi. Gençler tahminimce bunun hep böyle kalacağını zannederek rehavete kapıldılar! Bir müddet ağabeylerinin mirasını hak etmeğe çalışmadan, bu saygının nedenini sorgulamadan, anlamaya çalışmadan yiyip bitirdiler. Bu süre içerisinde bir zamanlar en büyük pazarımız ve en hacimli müşterimiz olanlar şu an en büyük rakiplerimiz oldular. Oysa sektörde son derece iyi okullardan mezun olarak gelmiş, birkaç yabancı dile vakıf pırıl pırıl gençler var. Bu gençlerden ağabeylerinin yarattığı eserleri, pozisyonları bir tık daha yukarıya taşımaları, yeni pazarlar, yeni kontaklar kurmaları, mevcut pazarlarda ise yeni ve faklı teknolojik ürünlerin üretilmesine katkı sağlamaları beklenirdi. Ama bu hususta bir girişimi olan var mı? Bilmiyorum. Varsa da benim henüz haberim olmadı. Sonuç olarak biz ülke olarak henüz gelişmedik. Daha yapılacak çok iş var. Üniversiteden mezun olalı 33 yıl olmuş. Emekliyim ama halen ders çalışıyorum, araştırıyorum ve uygulamaya geçirmeye çalışıyorum. Bu yaşımda maddi kaygılarım da olmadığına göre.