Yavuz Işık
Yönetim Kurulu Başkanı
Türkiye Hazır Beton Birliği
Türkiye’de hazır beton üretimi, seksenli yılların ikinci yarısından itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Birliğimiz, kurulduğu 1988 yılından bu yana, ülkemizde güvenli ve dayanıklı yapıların inşası için gerekli olan kaliteli, doğru, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir beton üretiminin ve kullanımının yaygınlaşması için uğraş veren sektörel bir kuruluştur.
Birliğimize üye olacak şirketlerin bütün hazır beton tesislerinde standartlara uygun üretim yapması, Türkiye Hazır Beton Birliği Kalite Güvence Sisteminin (KGS) sürekli habersiz denetimlerine tabi olarak KGS Uygunluk Belgesi alması; uygun laboratuvar bulundurması, teknik, çevre, iş sağlığı ve güvenliği, yasal ve etik kriterleri eksiksiz yerine getirmesi zorunludur.
Düzenlediğimiz onlarca bilimsel kongre, fuar ve yüzlerce teknik seminer, Türkiye’deki sektörel öz denetimin ilklerinden biri ve belki de en başarılı örneği olan KGS sistemimiz, tüm dünyaya hizmet verir hâle gelen Yapı Malzemeleri Laboratuvarımız, sektörümüzün insan kaynağı gücünü artıran Mesleki Yeterlilik Merkezimiz ve eğitimlerimiz sayesinde sektörümüzün teknolojik ve bilimsel seviyesini yükseltirken ülkemizde kaliteli beton üretimine ve bununla doğru orantılı olarak kaliteli yapılaşmaya büyük katkıda bulunuyoruz.
Hazır Beton Üretiminde Avrupa Lideriyiz
Türkiye, 2024 yılındaki 130 milyon metreküplük hazır beton üretimiyle Avrupa’nın en büyük üreticisi konumundadır. Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) 2024 verilerine göre Türkiye tek başına yılda 130 milyon metreküp hazır beton üretirken, ikinci sıradaki Almanya’nın üretimi 36,8 milyon metreküp seviyesindedir. Tüm AB ülkelerinin toplam hazır beton üretimi ise 235,1 milyon metreküptür. Bu veriler, Türkiye’nin tek başına Avrupa’nın toplam üretiminin yarısından fazlasını gerçekleştirdiğini göstermektedir. Hazır beton sektörü, 200 milyar liralık ciro ve 45 bin kişilik doğrudan istihdam kapasitesiyle Türkiye ekonomisi ve inşaat sektörü açısından çok önemli bir yere sahiptir.
Ülkemizde 9 çimento üretim tesisi, 12 beton üretim tesisi ve 5 agrega üretim tesisi olmak üzere toplam 26 tesis CSC belgeli olarak faaliyet göstermektedir.
Sürdürülebilirlik Odaklı Çalışmalarımızla Sektöre Yön Veriyoruz
Ulusal ve uluslararası bütün platformlarda ülkemizi temsil ederek üyesi olduğumuz Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) ile sektörümüzü ilgilendiren gelişmeleri takip etmeyi ve politikalara yön vermeyi sürdürüyoruz. THBB olarak İsviçre merkezli Beton Sürdürülebilirlik Konseyine (CSC) üye olduk ve sektörümüz açısından dünyadaki en üst seviye sürdürülebilirlik belgelendirmesi modelini ülkemize kazandırdık.
2025 yılı itibarıyla dünya genelinde 1514 tesisin aktif CSC belgesi bulunmaktadır. Ülkemizde 9 çimento üretim tesisi, 12 beton üretim tesisi ve 5 agrega üretim tesisi olmak üzere toplam 26 tesis CSC belgeli olarak faaliyet göstermektedir.
Üçüz Dönüşüm Projemizle Sektörde Bir İlke Daha İmza Attık
2025 yılında Üçüz Dönüşüm Projemizi hayata geçirdik. Üçüz Dönüşüm Projemizle yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insani/kültürel dönüşümü bir araya getirdik. Lojistik odaklı üçüz dönüşüm yaklaşımı hem kolay uygulanabilir yapısıyla hem de işletme verimliliğini önemli ölçüde artırmasıyla öne çıkmaktadır. Hazır beton, çimento ve agrega sektörlerinde faaliyet gösteren firmalarımız bu projeyi hayata geçirdiklerinde; enerji ve maliyet tasarrufu, verimlilik artışı, dijital izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik alanlarında önemli kazanımlar elde etmektedir.
TÜİK istatistiklerine göre konut satışları aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %19,8 artarak 254 bin777 oldu. 2025’te bir önceki yıla göre %14,3 artışla 1 milyon 688 bin 910 oldu. Böylece yıllık satışta tarihi zirve görüldü.
2025 Değerlendirmesi ve 2026 Yılı Öngörüleri
TÜİK tarafından yayımlanan aralık ayı güven endeksi sonuçları, inşaat sektörüne ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Aralık 2025’te inşaat sektörü güven endeksi sınırlı bir gerileme ile 84,5 seviyesine inerek (önceki ay 84,9), bir önceki aya kıyasla zayıflamış ve kötümser eşiğin altında kalmaya devam etmiştir. Bu durum, yılın son ayında sektörde güven algısının düşük kaldığına işaret etmektedir. Aynı dönemde ekonomik güven endeksi 99,5, hizmet sektörü güven endeksi 112,3 ve perakende ticaret sektörü güven endeksi 115,4 seviyelerinde gerçekleşerek inşaat sektörüne kıyasla belirgin biçimde daha yüksek güven düzeyleri sergilemiştir. Böylece, tüm sektörler içerisinde en düşük güven düzeyi yine inşaat sektöründe gözlenmiştir.
Aralık ayında, tüketici kredi faiz haddinde görülen anlamlı düşüş henüz inşaat sektörüne yansımamıştır. Buna karşın, kamu tarafından yürütülen kentsel dönüşüm projeleri ve altyapı yatırımları, faaliyet endeksinde sınırlı da olsa pozitif seyrin korunmasına katkı sağlamaktadır. Ancak özellikle 2026 yılı ile birlikte konut satışlarında yeni kamusal uygulamaların devreye girecek olması ve 2026 yılında konut fiyatlarının artacağı beklentisi 2025 yılı aralık ayındaki konut satışlarını yukarı çekmiş görünmektedir.
TÜİK istatistiklerine göre konut satışları aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %19,8 artarak 254 bin 777 oldu. 2025’te bir önceki yıla göre %14,3 artışla 1 milyon 688 bin 910 oldu. Böylece yıllık satışta tarihi zirve görüldü. 2025 öncesi en yüksek satış 1 milyon 499 bin ile 2020 yılında gerçekleşmişti.
Türkiye genelinde ipotekli konut satışları aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %25,2 oranında artarak 29 bin 149 oldu. 2025 yılında gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yıla göre %49,3 oranında artarak 236 bin 668 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı aralık ayında %11,4, 2025 yılında %14,0 olarak gerçekleşti.
İnşaat sektöründeki gidişatı gösterdiği için ilk el konut satışları önemlidir. Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %26,2 oranında artarak 96 bin 690 oldu. İlk el konut satışları 2025 yılında bir önceki yıla göre %11,6 oranında artarak 540 bin 786 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı aralık ayında %38,0, 2025 yılında %32,0 oldu.
Veriler, toplam talebin görece canlı kalmasına rağmen artış hızının yavaşladığını, özellikle faiz oranları ve krediye erişim koşullarındaki sıkılığın “erişilebilirlik” sorununu gündemde tuttuğunu göstermektedir. Bunu ipotekli konut satış rakamlarının toplam içindeki payından anlıyoruz. 2025 yılı geneli için bu oran %14’te kalmıştır. İpotekli satışlarda yıl genelinde güçlü artışlar görülmesine karşın, yüksek faiz düzeyi ve peşinat yükü, konut talebini daha çok üst-orta gelir grupları ve kurumsal yatırımcı tarafında yoğunlaştırmaktadır. Henüz tabana yayılan bir finansmana erişimi olmadığı için de ipotekli satışların payı toplam içinde düşük kalmaktadır.
Yılın geneline ilişkin verilere baktığımızda, genel görünüm itibarıyla 2025 yılı sonunda inşaat sektörü üretim tarafında görece dirençli kalırken, güven ve beklenti cephesindeki kırılganlık sürmektedir.
Aralık ayındaki makroekonomik değişkenler incelendiğinde, Aralık 2025 itibarıyla TÜFE yıllık enflasyon %30,89 seviyesine gerileyerek bir önceki aya göre yaklaşık %0,89 düşüş gösterdi. Enflasyondaki yavaşlamada sıkı para politikası, döviz kurundaki görece istikrar ve iç talepteki dengelenme kadar, baz etkisi ve bazı temel emtia fiyatlarındaki küresel gevşeme de rol oynamaktadır.
Konut grubu aralık ayında enflasyona en yüksek katkıyı yaparken, gıda ve ulaştırma onu takip etti. Üretici fiyatlarındaki yıllık artışın %27,57 seviyesinde kalması, tüketici enflasyonu ile üretici enflasyonu arasındaki farkın daraldığını ve maliyet baskılarının görece hafiflediğini göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2025 yılı boyunca sürdürdüğü sıkı para politikasını yılın son toplantısında kısmi bir gevşeme ile revize ederek politika faizini %39,5’ten %38’e indirdi. Karar metninde, enflasyon beklentilerinde iyileşmeye rağmen risklerin sürdüğü, bu nedenle sıkı para duruşunun fiyat istikrarı sağlanana kadar korunacağı vurgulandı.
Yıl genelinde kademeli faiz indirimlerine rağmen reel faiz hâlen pozitif bölgede kalması hem enflasyonla mücadele hem de sermaye hareketleri açısından kritik görülmektedir. Sıkı para politikasının kredi büyümesini sınırlaması, iç talebi kontrollü biçimde soğuturken, özellikle KOBİ’ler ve inşaat sektörü üzerinde finansman maliyeti baskısı yaratmaya devam etmektedir.
2025’te iç talebin dengelenmesi ve altın/enerji ithalatındaki normalleşme ile birlikte cari açığın millî gelire oranının kademeli olarak gerilediği görülmüştür. İhracat, Avrupa talebindeki dalgalanmalara rağmen hizmet gelirlerinin (turizm başta olmak üzere) güçlü seyri sayesinde ekonomiyi desteklemeyi sürdürmektedir.
Türkiye’nin 5 yıllık CDS primi, 2025 yıl sonunda 204 baz puana gerileyerek Mayıs 2018’den bu yana en düşük seviyesine ulaşmıştır. Bu düşüş, enflasyonla mücadelede sergilenen disiplinli politikalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) rezervlerinin rekor seviyelere taşınması ve büyüme performansının 21 çeyrektir kesintisiz devam etmesi gibi iç faktörlerden kaynaklanmıştır.
CDS primlerindeki düşüş ve rezerv pozisyonundaki iyileşme, Türkiye’nin dış finansman koşullarını önceki yıllara kıyasla daha elverişli hâle getirirken, jeopolitik riskler ve küresel faiz patikası hâlâ önemli bir kırılganlık kaynağı olarak öne çıkmaktadır.
Dünyada 2025 yılında en çok FED’in politikaları konuşuldu. FED 2025’e %4,25–4,50 aralığındaki politika faiziyle girdi ve eylül, ekim ve aralık toplantılarında üç kez 25’er baz puan indirerek yılı %3,50–3,75 bandında tamamladı. Böylece 2022–2023 dönemindeki sert sıkılaştırmanın ardından ikinci yıl üst üste “faizde zirve sonrası aşağı yönlü” bir patika teyit edilmiş oldu.
FED’in 2025 yılı para politikası, yılın sonuna gelindiğinde “temkinli gevşeme” olarak özetlenebilecek, kademeli faiz indirimleri ve bilanço adımlarıyla finansal koşulları yumuşatırken enflasyonla mücadele çerçevesini korumaya odaklanan bir çizgide şekillendi. Üç toplantıda toplam 75 baz puanlık indirimle politika faizi yıl sonunda %3,50–3,75 bandına çekilirken, karar metinleri ve projeksiyonlar 2026–2027 döneminde de yavaş ama süren bir normalleşme niyetine işaret etmektedir.
ABD’de 2026 başındaki gelişmeler de oldukça dikkat çekicidir. ABD Adalet Bakanlığının Amerikan Merkez Bankası (FED) Başkanı Jerome Powell’a yönelik cezai soruşturması, FED binası yenileme çalışmalarıyla ilgili Haziran 2025 Kongre ifadesini gerekçe gösterse de esasen Trump yönetiminin faiz indirimi baskısına karşı direnişini hedef aldığı bilinmektedir. FED Başkanı, soruşturmayı FED’in para politikası bağımsızlığını kırmaya yönelik siyasi bir hamle olarak nitelendirerek, faiz kararlarının ekonomik verilere dayalı kalacağını vurgulamıştır; bu tutum, Ocak 2026 itibarıyla FED’in faizleri sabit tutma kararını pekiştirmiştir.
Türkiye ekonomisindeki büyüme için ayrı bir başlık açmak gerekir. 2025’in üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi %3,7 büyürken, zincirlenmiş hacim endeksine göre inşaat sektörü aynı dönemde yıllık %13,9 artışla büyümeye en güçlü katkıyı veren sektör oldu. İnşaat sektörü 12 çeyrektir süren büyüme trendini korudu. Yılın ikinci ve üçüncü çeyreklerinde inşaatta çift haneli büyüme oranları kaydedilerek, deprem bölgesi yeniden inşa çalışmaları, kentsel dönüşüm ve altyapı projeleri sektörü ekonominin lokomotiflerinden biri hâline getirdi.
Bu performans, uzun süre daralma yaşayan sektörde taban seviyelerden güçlü bir toparlanmaya işaret ederken, sektör temsilcileri üçüncü çeyrekteki ivmeyi hem kamu yatırımlarına hem de özel konut üretimindeki artışa bağlamaktadır.
2026 yılına Merkez Bankasının 100 baz puanlık faiz indirimi ile başladık. Beklentilerin kısmen altında olsa da söz konusu faiz indirimi gelişmelere paralel bir seyir izlemiştir. Buna göre 2026 yılında, enflasyonun kademeli gerilemesi ve para politikasında 2026’dan itibaren beklenen kontrollü gevşeme ile konut talebi ve arzında yeni bir canlanma dalgası bekliyoruz; ancak bu durumun “konut için altın yıl” boyutunda olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz. Deprem bölgesinin yeniden inşası, büyükşehirlerde hızlanan kentsel dönüşüm, altyapı ve ulaştırma yatırımları ile yeşil ve enerji verimli binalara yönelik talep, inşaat sektörü için orta vadede güçlü bir iş hacmi potansiyeli sunmaktadır.
Buna karşılık, düşük faiz düzeyine ne kadar hızlı ulaşılacağı, hane halkı gelirlerinin reel olarak ne ölçüde artacağı ve makro ihtiyati önlemlerin konut kredilerine etkisi sektörün hızını belirleyecek ana risk başlıkları olmaya devam edecektir.





