Osman İlgen
Yönetim Kurulu Başkanı
Katkı Üreticileri Birliği
2025 yılını geride bırakırken sektörümüz adına gördüğümüz tabloyu “dengelenme ve nitelikli büyüme” olarak özetleyebiliriz. Bildiğiniz gibi ülkemiz, 6 Şubat depremlerinin ardından çok ciddi bir imar seferberliğine girdi. 2025 yılında da bu bölgelerdeki konut ve altyapı projeleri, beton ve dolayısıyla kimyasal katkı talebini canlı tutan ana unsur oldu. Ancak eş zamanlı olarak uygulanan sıkı para politikaları ve finansmana erişimdeki zorluklar, özel sektör konut yatırımlarında bir miktar yavaşlamayı beraberinde getirdi. Bu durum, pazarın hacimsel olarak agresif büyümesinden ziyade, bölgesel yoğunlaşmalarla ilerlemesine neden oldu.
Maliyet tarafında ise 2025, tüm sektör oyuncuları için yönetilmesi gereken zorlu bir yıldı. Özellikle petrokimya kökenli ithal ham maddelerdeki fiyat hareketliliği, enerji giderleri ve işçilik maliyetlerindeki artışlar üretim giderlerinde agresif artışlara yol açtı. Buna rağmen üyelerimiz, tedarik zincirindeki güçlerini koruyarak inşaat sektörünün ihtiyaç duyduğu malzemeyi aksatmadan sağlama başarısını gösterdi. Özetle 2025, hacimden çok verimliliğin ve maliyet yönetiminin konuşulduğu bir yıl olarak kayıtlara geçti.
Artık şunu çok net ifade edebiliriz ki çimento ve beton kimyasal katkıları, sadece yardımcı bir malzeme değil; aynı zamanda çimento ve betonun teknik performansını ve sürdürülebilirlik profilini belirleyen stratejik bileşenler haline geldi.
Sahada Performans ve Kalite Standardizasyonu
Katkı teknolojileri, aynı anda birden fazla hedefin yönetilebilmesini sağlıyor. Sahada performans dediğimizde artık yalnızca başlangıç kıvamı değil, kıvamın korunmasını, pompalanabilirliği, yerleşmeyi, bitirme kolaylığını ve günün sonunda hedef dayanımı güvenle yakalamayı konuşuyoruz. Özellikle bağlayıcı sistemlerinin çeşitlendiği, agrega kalitesinin dalgalandığı, ince malzeme karakterinin daha değişken hale geldiği bu dönemde; doğru katkı seçimi ve doğru dozaj stratejisi, kaliteyi standardize eden temel unsur oluyor.
Sürdürülebilirlik açısından ise katkı teknolojileri, sahada somut sonuç üreten araçlardan biri haline geldi. Düşük klinkerli bağlayıcılara yönelim arttıkça, işlenebilirlik ve dayanım gelişimi gibi konularda daha hassas bir dengeye ihtiyaç duyuluyor. Katkılar bu dengeyi kurmayı kolaylaştırıyor; aynı performansı daha düşük bağlayıcı tüketimiyle yakalama, daha yüksek mineral katkı oranlarında stabil kalite sağlama, üretimde fireyi ve şantiyede düzeltme ihtiyacını azaltma gibi etkilerle dolaylı emisyonları da aşağı çekiyor. Kısacası 2025, katkının sürdürülebilirlik hedeflerine “teoride” değil, pratikte katkı verdiği bir yıl oldu.
Dayanıklılık tarafında ise katkılar, servis ömrü bakışını güçlendiren bir kaldıraç. Geçirimsizlik, donma-çözülme performansı, klorür geçişine karşı direnç, rötre ve çatlak kontrolü gibi başlıklarda katkı çözümleri doğru tasarım ve doğru uygulama ile birleştiğinde, yalnızca bugünü değil yapının tüm servis ömrünü de koruyan bir etki yaratıyor. Bu çok kritik; çünkü artık “ilk yatırım maliyeti” kadar “yaşam döngüsü maliyeti” de gündemde.
Artık şunu çok net ifade edebiliriz ki çimento ve beton kimyasal katkıları, sadece yardımcı bir malzeme değil; aynı zamanda çimento ve betonun teknik performansını ve sürdürülebilirlik profilini belirleyen stratejik bileşenler haline geldi.
2026 Gündemi: Karbon ve Veri Yönetimi
2026’yı belirleyecek ilk başlık, karbon ve veri yönetimi olacak. Avrupa tarafında karbon odaklı ticaret ve raporlama çerçeveleri daha görünür hale gelirken, Türkiye’de de benzer bir dönüşümün ayak seslerini duyuyoruz. Bu süreç yalnızca çimento üreticisini değil, değer zincirinin tamamını etkiliyor. Hazır beton üreticisi daha fazla çevresel veri soruyor, proje sahipleri daha şeffaf beyan istiyor, kamu ve özel sektör ihalelerinde çevresel performans giderek daha fazla konuşuluyor.
Çimento sektörü, karbon emisyonlarını düşürmek için klinker oranı azaltılmış, kalsine kil, uçucu kül veya cüruf gibi katkılar içeren kompoze çimentolara daha fazla ağırlık verecek. İşte tam bu noktada, 2026’da katkı sektörünün Ar-Ge gücü devreye girecek. Önceliğimiz, bu yeni nesil çevreci çimentoların performansını, alışılagelmiş Portland çimentosu seviyesinde tutacak polimer teknolojilerini geliştirmek olacak.
Bunun yanı sıra, 2026, döngüsel ekonominin yılı olacak. Yıkıntı atıklarından elde edilen geri dönüştürülmüş agregaların betonda kullanımı artacak ve bu malzemelerin getireceği teknik zorlukları aşmak yine bizim geliştireceğimiz özel katkılarla mümkün olacak.
Son olarak, dijitalleşme ve izlenebilirlik 2026’nın yükselen başlıklarından biri olacak. Dozaj doğruluğu, otomatik kayıt, sahadan anlık geri bildirim, kalite maliyetlerinin veriyle yönetilmesi konuları gündemde olacak.
KÜB olarak katkı endüstrisinin yalnızca ürün tedarik eden bir sektör değil; bilgiyi, standardı ve sahadaki kalite entegrasyonu ivmelendiren bir ekosistem olduğunun altını çizmekten vazgeçmeyeceğiz. Üniversite-sanayi iş birliğini artırarak, sektörde doğru ürün kullanımı bilincini yaygınlaştırmaya devam edeceğiz. 2026 yılında da KÜB Türkiye inşaat sektöründe, yeşil dönüşümün çözüm ortağı olmaya devam edecek.





