Ar-Ge ve Sürdürülebilirlik konularını öncelikli meselesi olarak kurgulayan ve Ar-Ge çıktılarını doğrudan endüstriye uygulayabilecek çözümlere dönüştüren Minerva Mühendislik Kurucu Ortağı Prof. Dr. Hakan Benzer ile sürdürülebilirlik üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
Minerva geçmiş röportajlarda; “Bilimsel çalışmaların ve sanayi üretkenliğinin harmanlandığı, uygulama alanında yeni teknolojiler ile mühendislik uyumunu yansıtan ve uygulayan” diye özetleniyordu. Minerva’yı yeniden tanımlamak isteseniz ne söylersiniz?
Minerva odağına bilimi, ölçüm teknolojilerini ve analitik çözümlemeyi alarak endüstriyel uygulamalarda yenilikçi çözümler üretebilen bir Ar-Ge kuruluşudur. Ar-Ge çıktılarının dünya genelinde uygulamaya geçme istatistiğini incelediğimizde bu oranın ne kadar düşük olduğunu görebiliyoruz. Bu noktada Minerva’yı diğer Ar-Ge kuruluşlarından farklı kılan en önemli özellik Ar-Ge çıktılarını doğrudan endüstriye uygulayabilecek çözümler sunması ve buna ilişkin bütün riskleri yönetebilmesidir.
Test sürecinde olduğunuz ve birden fazla ülkeyle iş birliği içinde olduğunuz çalışmalar var, bu çalışmalar ne durumda?
Başlangıç çalışmalarımızı sürdürülebilir çimento üretimi felsefesine uygun olarak 3 ayrı odak noktasına oturtmuştuk. Bunların birincisi olan Pamir öğütme teknolojisi ile çalışmalar test boyutundan endüstriyel uygulama boyutuna geçmiştir. Elde edilen bulguların beklenilenden daha iyi noktada olduğunu sizinle paylaşabilirim. Dünyada hali hazırda üretilmiş en büyük Pamir değirmenini devreye aldık ve hem kapasite artışı hem enerji tasarrufu hem de kalite gelişimi anlamında ciddi avantajlar elde edebildiğimizi ispat etmiş olduk. Kazanımları maksimize etmek adına optimizasyon çalışmalarımıza da devam ediyoruz. Elde edilen bulguların sunumu için de gerekli hazırlıklarımızı tamamladık. Bunları peyderpey paylaşmayı hedefliyoruz. Buradan aldığımız çıktıların pozitif yansıması sonucunda daha büyük kapasite / ebatlı değirmenlerin imalatı için proje çalışmalarını da başlattık. Sizin vesilenizle bunun da duyurusunu buradan yapmış olayım.
Üzerinde çalıştığımız ve çok da duyurmadığımız ikinci konu da C02 salınımının azaltılması yönünde karbon yakalama prosesinin test edilmesidir. Bu konuda bir doktora tezi tamamlanmış durumdadır. Pilot ölçekte elde ettiğimiz bulguları büyük ölçekte denemek üzere planlama çalışmalarına geçmiş bulunuyoruz.
Üçüncü konu grubu olarak da yine sürdürülebilir çimento üretimi politikası kapsamında klinker kullanımını minimize edecek şekilde özel tipli çimento üretimi ve/veya özel katkılı çimento üretimi gibi yeni ürün geliştirme politikasına yönelik akım şeması geliştirme çalışmaları içerisindeyiz. Bunlara yönelik laboratuvar bazlı çalışmalarımızı ilerletiyoruz, bulgularımıza göre de pilot ölçekte çalışmalara geçiyoruz.
Minerva Mühendislik, Avrupa Birliği’nin stratejik ortaklıklar proje çağrısından fon alan DIGIRESCUEME projesinde iştirakçiydi. Proje ne aşamada ve nasıl katkılar sağladı?
VR/AR gibi dijital araçlarla arama-kurtarma eğitim modülleri oluşturulan proje, şimdilerde ihtiyaçların belirlenmesi ve ilk senaryoların oluşturulması aşamasındadır. Minerva olarak projenin yaygınlaştırılması ve uzman görüşlerinin alınması noktasında katkımız olan projenin ürünleri çıktıkça bu katkıyı da artıracağız. Minerva bünyesinde çalışan ve dışarıdan katkı veren araştırmacılarımız/mühendislerimiz sadece DigiRescueMe değil daha bir çok AB projelerine katkı vermektedir. Örneğin, madencilik alanında çevreci uygulamalarla ilgili yeni eğitim modülleri geliştirmek üzere geliştirilen AB merkezli projelerde de Minerva olarak katkı vermeye devam ediyoruz. Ekibimiz bu tip projeleri geliştirme ve uygulama konusunda mahirdirler ve yeşil dönüşümün gereklilikleri çerçevesinde çalışmaya devam etmektedirler.
Çimento sektöründe Ar-Ge kadar sürdürülebilir üretim yatırımları artık büyük önem taşıyor. Neden çimento firmaları bu alana yatırım yapmalılar?
Sürdürülebilir üretim yatırımları pazar talebi nedeniyle bir zorunluluktur. Her şeyi kenara bıraksak bile ekonomik olarak ton fiyatı halihazırda 85 Euro’ya ulaşmış bir karbon piyasasında ekonomik manada sürdürülebilirlik sağlamak için bu yatırımların içerisinde yer almak zorundasınız. Mevcut fizibilitelere bu maliyetleri eklediğimizde zaten geri dönüş sürelerinin çok hızlandığını görmekteyiz. Muhtemeldir ki yakın gelecekte bu tür yatırımlara girmeyen firmaların finansal kaynaklara erişiminde de sıkıntılar yaşayacağını düşünüyorum.
Çimento sektöründe çevre dostu üretime dayalı Ar-Ge yapmanın ne tür zorlukları bulunuyor?
Günümüzde, endüstri, toplumun ihtiyacını karşılamak üzere üretim yapmakla kalmayıp aynı zamanda çevresel sonuçları en aza indiren sürdürülebilir üretim sistemleri geliştirmekle de yükümlü olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu tür hedeflere de ancak temiz ve sürdürülebilir teknolojilerde eşgüdümlü bir Ar-Ge politikasıyla ulaşılabilir. Bu noktada, ben en büyük zorluk olarak kültürel değişim gereksinimi görüyorum. Çimento endüstrisi ekseriyetle konservatif bir yapıya sahip ve değişiklikleri kabullenmekte zorlanıyor. Bu zamana kadar olan gelişmeler de çoğunlukla Ar-Ge’si tamamlanmış ürünlerin uygulanması yönünde sağlanmıştır. Ancak sürdürülebilirlik sisteme özgü Ar-Ge çalışmaları yapma zorunluluğunu getirdiği için sektör yenilikçi yaklaşım geliştirme hipoteziyle Ar-Ge çalışma kültürünü oluşturmak zorundadır. Endüstrinin bu yöndeki gelişimine de hükümet/kamu politikalarıyla ve gerekli yasal düzenlemeleriyle destek vermek zorundadır. Bu senkronizasyon sağlandığı takdirde endüstrinin insan kaynağı ve niteliği açısından bunu sağlayacak potansiyeli vardır.
Minerva çatısı altındaki Ar-Ge çalışmaları ile sürdürülebilirlik ilişkisini nasıl anlatırsınız?
Minerva açısında sürdürülebilirlik ve Ar-Ge arasında net doğrusal bir korelasyon vardır. Daha önce de vurguladığım gibi Minerva Ar-Ge çalışmalarını sürdürülebilir üretim politikası çerçevesinde yürütmektedir. Takdir edersiniz ki sürdürülebilirlik içerisine tekniği, ekonomiyi, çevreyi ve sosyolojiyi alan çok geniş kapsamlı bir kavramdır. Minerva çevresel ve ekonomik faktörleri gözeterek tekniği geliştirmeye yönelik Ar-Ge çalışmaları yapmaktadır.
“Endüstri, toplumun ihtiyacını karşılamak üzere üretim yapmakla kalmayıp aynı zamanda çevresel sonuçları en aza indiren sürdürülebilir üretim sistemleri geliştirmekle de yükümlü olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu tür hedeflere de ancak temiz ve sürdürülebilir teknolojilerde eşgüdümlü bir Ar-Ge politikasıyla ulaşılabilir. Bu noktada, ben en büyük zorluk olarak kültürel değişim gereksinimi görüyorum. Çimento endüstrisi ekseriyetle konservatif bir yapıya sahip ve değişiklikleri kabullenmekte zorlanıyor.”

Azaltım yol haritası nedir?
Azaltım kavramı uzun süredir gündemimizde olmakla beraber 2030 ve 2050 yılları tanımı yapılarak net sınırları belirlenmiştir. 2030 başlangıç olarak görülse de bu yıl aslında muhasebeleştirmenin başladığı yıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir deyişle ilk sonuçlarını almaya başladığımız noktadır. Bu nedenle, azaltım bugünden itibaren başlamış olmalıdır. 2030 yılı için verilen taahhüt (yaklaşık % 41 azaltmak) oldukça iddialıdır ve rutin uygulamalar ile karşılanabilecek düzeyin üstündedir. Bu nedenle ilk sonuçların alınabilmesi için gerekli yatırım hazırlıklarının bugünden yapılması ve süratle de yatırıma geçilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda da en hızlı hedef noktası enerji kullanımının azaltılması ve/veya alternatif enerji kaynaklarının değerlendirilmesi olmalıdır. Ben ikinci ve önemli hedef noktası olarak da klinker kullanım oranının minimize edilmesini görüyorum.
Sizce enerji verimliliği mi, sürdürülebilir ürün mü daha öncelikli, neden?
Aslında enerji verimliliği sürdürülebilir ürün kavramı içerisinde yer alan bir unsurdur. Bu nedenle sürdürülebilirlik hususuna bütünsel bir açıdan yaklaşmak gerekir. Tabii ki en sonunda bir muhasebe yaparak en avantajlı uygulama kararını bu muhakeme çerçevesinde vermek gerekir. Spesifik olarak sorunuza cevap verecek olursam benim için sürdürülebilirlik çok daha önde bir kavramdır. Örnek ile açacak olursam da klinker kullanım oranını azaltacak şekilde enerji tüketimindeki makul bir artışa karşı çıkmam.
Nihayetinde Ar-Ge ve sürdürülebilir üretim yatırımları zamanla etkisini gösteren konular ve çoğu firma bu konuda ikna olmadığı için geç yatırım yapıyor. Minerva olarak sizin sürdürülebilirlik, enerji verimliliği finansmanı konularına yaklaşımınız nasıl, bunları nasıl planlıyorsunuz?
Gerçekten Ar-Ge ve sürdürülebilir üretim çalışmaları doğası gereği uzun yıllara yansıyan ve geri dönüşü çok geç başlayan kavramlardır. Tabii ki yaşamanız için karlılığı sağlayacak üretim koşulunu sağlamak zorundasınız. Sürdürülebilir olması için de bir üretimin olması gerekliliktir. Güncel ekonomik koşulları göz önüne aldığımızda da karlılığın ne kadar zorlukla sağlanabildiği bir gerçekliktir. Bu aşamada ben bu yönde atılacak adımlar da Devlet desteğini önemsiyorum. Firmaların bu yönde yatırımlara girebilmesi için Devlet tarafından gerekli avantajların gerek teşvik gerek vergilendirme avantajı yönünden artırılarak sağlanması faydalı olacaktır. Teşvik kapsamında finansman maliyetinin azaltılması önemli bir husustur. Minerva olarak sürdürülebilir ürün politikası çerçevesinde ürettiğimiz Ar-Ge ürünlerinin uygulanması neticesinde elde edilecek avantajları garantimiz kapsamında sunarak risk paylaşımına ortak oluyoruz. Bu sayede firmaların yatırımlarının fizibilitelerini bu minvalde yaparak yatırım geri ödeme sürelerini kontrol etmelerine ve politikaları çerçevesinde doğru yatırım kararları vermelerine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Kendi çalışmalarımızın finansmanı için de öz kaynak kullanımına ilave olarak Ar-Ge desteği için çeşitli Ar-Ge hibe kaynaklarını ulusal ve uluslararası boyutta takip ediyoruz.

Karbon ayak izini azaltmak/sıfırlamak firmalara ne tür avantajlar sağlıyor?
Ticari olarak konuşursak vergilendirme politakaları çerçevesinde müşteriler bunu talep ediyor veya etmek zorunda kalacaklar. Asıl amacın karbon salınımının iklim değişikliği üzerindeki negatif etkilerini minimize etmekle birlikte, bu etki görmezden gelinse bile pazarın taleplerine cevap vermeniz gerekiyor. Üretim hedeflerinizi sürdürebilmeniz için bu uygulamalardan kaçma şansınız yok. İçerisinde bulunduğunuz inşaat sektörü küresel anlamda karbon emisyonlarının yaklaşık % 40’ından sorumludur.
Türk çimento firmalarını dünya ile kıyasladığınızda teknolojik altyapı ve yatırımlar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Sürdürülebilirlik konusunda hangi noktadayız?
Teknolojik gelişmeleri incelediğimizde Türk çimento sanayii tüm övgüleri hak edecek düzeyde en ileri seviyededir. Bugün gelişmiş olarak kabul ettiğimiz ekonomilerin çimento fabrikalarını incelediğimizde bile Türk çimento sanayiinin 20 yıl önce terk ettiği proses uygulamalarını halen sürdürmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Çimento sanayii bu özelliği nedeniyle de hemen hemen tüm yenilikçi teknolojik gelişimlerin ilk uygulayıcısı olarak da aslında teknolojik gelişmelerin ivmelendiricisi rolünü üstlenmiştir. Sektörel olarak bu yöndeki eksikliğimiz daha önce de vurguladığım şekliyle kendi Ar-Ge mentalitesini geliştirmemiş veya teknolojik gelişmeleri uygulamada gösterdiği iştahı gösterememesinden kaynaklanmaktadır. Sürdürebilirlik özel Ar-Ge çalışmaları gerektirdiği için bu yöndeki kültürel eksikliğimiz bizi biraz geri planda bırakmakla birlikte, endüstrinin teknolojik gelişmiş ürünleri uygulama kararlılığı bu yöndeki açığı bir miktar kapatmaktadır. Ancak süreç içerisinde Ar- Ge’ye dayalı gelişmeleri sağlamaya başlamamız bir zorunluluktur.




