TÜRKİYE’DE ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI VE CO2 EMİSYONLARINI AZALTMAK İÇİN CİDDİ ÇABA SARF EDİYORUZ

TÜRKİYE’DE ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI VE CO2 EMİSYONLARINI AZALTMAK İÇİN CİDDİ ÇABA SARF EDİYORUZ

TÜRKÇİMENTO CEO’su

Volkan Bozay

“Sektörümüzde enerji verimliliğinin sağlanması ve karbon ayak izinin de azaltılmasına yardımcı olan tedbirlere verdiğimiz önemle, Türkiye’de atık ısı uygulamalarının yaygınlaştırılması, elektrik ve yakıt tüketimini düşürerek dışa bağımlılığı ve CO2 emisyonlarını azaltmak için ciddi çaba sarf ediyoruz. Enerji yoğun bir sektör olduğumuz ve yeterli birikime sahip olduğumuz için kendi enerjimizi üretme noktasında çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Çimento sektörü hem küresel hem de yerel baz da çok çalkantılı günler geçiriyor. Küresel enerji krizi ve ardından başlayan Rusya-Ukrayna savaşı çok ciddi etkiler yaratmış durumda. Sektörün son dönemdeki durumunu genel olarak değerlendirir misiniz?

Türk çimento sektörü son yıllarda küresel piyasalarda enerji konusunda yaşanan dalgalanmalardan oldukça etkilenmiş durumda. 2021’de Çin’le başlayan enerji krizi bu konuda ne yazık ki sektörümüzü zorladı.

Sektörün görünümüne bakacak olursak, yaklaşık %23 büyüme gerçekleştirdiğimiz 2020 yılından sonra, faaliyetlerimizi 2021 yılında zorlu koşullar altında sürdürdük. Sektörün %94’ünü temsil eden TÜRKÇİMENTO üyelerinin 2021 yılında üretimi, geçen yıla göre %9,2 oranında artarak, 78.9 milyon tona yükseldi. İç satışları ise %8,2 oranında artışla 60,2 milyon tona yükseldi. TÜRKÇİMENTO üyelerinin toplam %69 kapasite kullanım oranıyla ürettiği çimentonun %77,5’i iç piyasada tüketilirken, iç satışlar 4,6 milyon ton artış gösterdi. Üretimdeki artış, iç piyasa talebi kaynaklı oldu, sektörün toplam ihracatı ise düştü. Doğu Anadolu Bölgesi dışındaki tüm bölgelerde iç satışlarda artış görüldü.

Çimento sektörünün toplam ihracat miktarı %1,9 oranında düşüşle 30,8 milyon ton olarak gerçekleşti. Söz konusu ihracatın 18,3 milyon tonu çimento, 12,5 milyon tonu klinkerden oluştu.

2021 yılında çimento sektörünün toplam ihracatı değer bazında %12,7 oranında artarak 1 milyar 256 milyon dolara çıktı.

Türkiye, 2021 yılında Dünyanın ikinci en büyük çimento ihracatçısı konumunu devam ettirdi. 100’ün üzerinde ülkeye gerçekleştirilen ihracatta en önemli pazarlarımız; ABD, İsrail, Fildişi Sahili ve Gana oldu. TÜRKÇİMENTO üyesi olmayan fabrikaların tahmini verileriyle birlikte, 2020 yılında yaklaşık 59,2 milyon ton olan iç pazar tüketimi, 2021 yılında %5,9 artışla 62,7 milyon tona çıktı.

Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaş özellikle kö[1]mür tedariki konusunda ciddi sıkıntılara sebep oldu ve bu da çimento üreticilerini çok zor durumda bıraktı. Üretimi durma noktasına getiren bu krizdeki son durum nedir?

Çimento üretiminde maliyet kaleminin en büyüğünü yakıt ve elektrik enerjisi oluşturuyor. %80’e yakın olan bu maliyet kalemi dünyada enerji sıkıntısının yaşandığı bu dönemde sektörümüzü de olumsuz etkiliyor. Rusya-Ukrayna krizi yüzünden fabrikalarımız sadece hızla artan fiyatların maliyet üzerindeki olumsuz etkisi dışında aynı zamanda kömür tedarikinde de zorluk yaşıyor. Asıl tehlike sürecin uzaması halinde bu problemin sektörümüzde üretimi durma noktasına getirmek üzere olmasıdır. Ülkemizin 2021 yılında Rusya’dan yaklaşık 1,5 milyar dolar civarında kömür ithalatı söz konusu. Sektörümüz ise 2021 yılında yaklaşık 5 milyon ton kömür ithal etti. Bu girdinin büyük bir kısmı da çimento sektörünün bir numaralı kömür tedarikçisi olan Rusya’dan gerçekleşti.

2022 yılı Şubat ayında petrokok fiyatları geçen senenin aynı dönemine göre %500 artış gösterdi. Elektrik %220, ithal kömür fiyatları ise %400 yükseldi. Yine 2022 Şubat ayında yerli linyitte %70 oranında bir artış gördük. Geçen yılın aynı döneminde 7,1 TL olan dolar kuru Şubat 2022’de 13,7 TL’ye yükselerek %93 oranında bir artış gösterdi. Aynı şekilde navlunda da benzer artışlar söz konusu. Sektörden aldığımız geri dönüşler doğrultusunda ithal kömür tedarikçileri Rusya’daki kontakları ile iletişim sağlayamıyorlar. Karadeniz’deki kriz durumu gerekçe gösterilerek gemiler iptal ediliyor. Ayrıca tedarikçilerin depolarındaki mevcut kömür rezervleri tükenmiş durumda.

Kalan az miktardaki kömürü de rekabet ortamının ortadan kalkmasıyla yüksek fiyatlardan kısıtlı miktarlarda elde etmek mümkün olabiliyor.

Tüm bu koşullar altında sektörün kömür stokları azaldığı için krizin daha uzun sürmesi durumunda ve alternatif enerji kaynaklarının hızlıca devreye alınmaması halinde üretim durma noktasına gelecek.

Sektörde meydana gelen bu enerji krizleri, alternatif enerji konusundaki yatırım ve çalışmaları da tekrar gündeme taşıdı. Bu alandaki yeni gelişmeler nelerdir? Türk çimento üreticilerinin alternatif, sürdürülebilir ve yenilenebilir yakıtlar konusundaki yaklaşım ve çalışmaları nasıl?

Sektör olarak alternatif enerji kaynağına ihtiyacımız var. Bu gerekçeyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından sanayi amaçlı ithal taş kömürü ve linyit için belirlenen sınırlamalardan kuru bazda kükürt oranının termik santrallere uygulandığı gibi %3’e yükseltilmesi alt ısıl değerin 4.800 kCal/kg’a çekilmesi ve %36 olan uçucu madde limitinin de yükseltilmesi başka kaynaklardan kömür tedarik edilmesine imkan yaratacaktır. Bu olağan dışı dönem bitene kadar sektörümüze istisna sağlanırsa kömür ithalatında Kolombiya, Endonezya ve Güney Afrika gibi ülkeler alternatif seçenekler arasında olacaktır. Rusya’dan kömür ithalatında yaşanan sıkıntılara ilişkin bir diğer çözüm önerimiz de biyokütle içeren alternatif yakıt ithalatıdır. Bu kapsamda 7000 kCal/kg granül lastik ve 4000 kCal/kg ve üzeri yüksek kalorili atıktan türetilmiş yakıt ithalatına izin verilmesi kalorifik açıdan özellikle önem arz etmektedir. Bu izin verildiği takdirde sadece nitelikli yakıt sınıfındaki alternatif yakıtlar ithal edebilecek, hem cari açığa fayda sağlanacak hem de yeşil dönüşüm süreci desteklenecektir. Bu istisnalar ve alternatif kanallar sayesinde fabrikalarımızın tedarikçi portföyünün geliştirilmesi desteklenirken üretimde yaşanacak aksaklıklardan asgari düzeyde etkilenmemiz mümkün olabilecektir. Bununla birlikte sektörümüzde enerji verimliliği yatırımları, biyokütle kullanımı, atık ısıdan elektrik üretimi, katkılı çimento üretimi konularında büyük yatırımlar yapılıyor. Türk çimento sektörü olarak 2020 yılında yaklaşık 1,3 milyon ton atıktan toplam enerjimizin %7,7’sini ürettik. Avrupa Birliği’nde %46 olan atıktan enerji üretim oranına ülkemizin de ulaşması ile karbon emisyonlarımızı daha da düşürmek mümkün olacaktır. Avrupa’daki gibi bu oranı yaklaşık olarak %50 seviyesine çıkardığımızda önemli bir petrokok ithalatının önüne geçilmesini sağlayacağız. Atık ısıdan elektrik üretiminde 141,5 MW kurulu güce ulaşmış durumdayız. Öngördüğümüz potansiyel 320 MW güce ulaşmak noktasında büyük çaba gösteriyoruz. Bu doğrultuda sadece sektörümüz için değil, tüm sanayi sektörü açısından kaldıraç olabilecek ve motivasyon sağlayacak finansman destek modellerinin yaratılması noktasında kamu nezdinde girişimlerde bulunuyor ve ilgili paydaşlarımızla iş birliklerini sürdürüyoruz. Sektörümüzde yenilenebilir enerji yatırımları konusunda büyük bir motivasyon oluştuğunun altını çizmek isteriz. Yatırımların hayata geçirilebilmesi noktasında mevzuata ilişkin aşılabilir nitelikte bazı bariyerler söz konusu. Bunları aşabilme yönünde girişimlerimiz var. Önerilerimizin karşılık bulması halinde yatırımların mevcut potansiyelin de üzerinde olacağını öngörüyoruz.

Çimento sektöründe iç pazardaki maliyet artışı yerel satışları etkilerken firmalar bunu ihracatla dengelemeye devam ediyorlar. Bu bağlamda siz ne tür çalışmalarla firmaları destekliyorsunuz?

Türk çimento sektörü özellikle pandemi döneminde dünya çapında güvenilir tedarikçi olarak öne çıktı. Ancak unutulmaması gereken nokta, sektörümüzün tercihi her zaman iç piyasa satışları olup, sektörde her üreticinin de ihracat yapmamasıdır. Öte yandan, artan maliyetlerin olumsuz etkisi sektörün genelinde ihracat pazarlarındaki rekabet gücümüzü de olumsuz yönde etkilemektedir. İç piyasa ve ihracat pazarlarındaki dinamiklerin etkisi her firma bazın[1]da farklılık göstermekle birlikte öncelikle başta enerji girdilerindeki yüksek artış oranları olmak üzere navlun, işgücü vb. üretim maliyetlerindeki son gelişmelerin olumsuz etkilerini ne iç piyasa ne de yurt dışı satışlardaki marjlarla dengelemek mümkün görünüyor.

Sonuçta maliyet artışlarının yansıması rekabet koşullarıyla oluşan arz ve talebin buluştuğu noktada dengelenmesiyle serbest piyasada mümkün olmaktadır. Ancak, sektör olarak global piyasalar kaynaklı kontrolümüzde olmayan maliyet artışlarındaki olumsuzluklara rağmen, ülkemizin makro ekonomik politikalarına destek olmak adına fazla kapasitemizi ihracata yönlendirebilmeyi amaçlıyoruz. Bu bağlamda, TÜRKÇİMENTO olarak ayrıca uluslararası organizasyonlarda yer alıyor, firmalarımızın ve sektörümüzün tanıtımını yaparak yurt dışı pazarlarımızı artırmaya çalışıyoruz. Ayrıca Birliğimize ulaşan ihracat talepleri de sürekli olarak tüm üyelerimizle paylaşılıyor. Çimento stratejik bir ürün ve ülkemiz çimentoda dünyanın en büyük 2. ihracatçısı konumunda.

Diğer taraftan, olağandışı gelişmeler yaşadığımız pandemi süreci ve Rusya-Ukrayna krizinin haricinde eş zamanlı ilerleyen ve asıl dikkat edilerek sektörümüzün odaklanması gerektiği konu ise, son zamanlarda hep gündemimizde olan AB Yeşil Mutabakatı başta olmak üzere uluslararası pazarlardaki iklim değişikliği ile mücadele inisiyatiflerine sektörümüzün asgari düzeyde olumsuz etkilenmesini sağlayacak adil ve sağlıklı bir geçiş sürecinin planlanmasıdır. Bu konuda sektörümüzün rekabet gücünü koruyabilmek adına global yeni düzene uygun yeşil ekonomik kalkınma modeline geçişini sağlamayı hedefliyoruz. Bunu yaparken sınırda karbon mekanizması ve muhtemel ulusal emisyon ticaret siste[1]mi düzenlemelerinin ihracatımız ve iç piyasadaki karbon fiyatı değerlemelerinin sektörün geneline etkisinin stratejik önemimizi kaybetmeyecek şekilde değerlendirileceği düşük karbon yol haritamızı ilgili paydaşlarla ortaklaşa hayata geçirebilmek adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Çimento üreticileri ile inşaat sektörü arasındaki maliyet çekişmesi devam ediyor. Bu konuda zaman zaman TürkÇimento olarak sizler de açıklamalar yapıyorsunuz. Son dönemdeki ekonomik çalkantılar da göz önüne alındığında çimento maliyetleri gerçekten yüksek midir?

Çimento maliyetlerinin yaklaşık yüzde 80’ini döviz bazlı yakıt, elektrik gibi ithal enerji girdileri oluşturduğu halde uzun zamandır artan maliyetleri fiyatlara yansıtılmayarak ülkemizin kuruluşundan bu yana sürdürdüğümüz milli beraberlik anlayışıyla ülke ekonomisine katkımızı sürdürüyoruz. Öte yandan inşaat sektörümüz bizim en büyük paydaşlarımızdan biri ve ülkemizin lokomotif sektörü. Ancak şunu belirtmek gerekir ki ülkemizin üretmeye, değer yaratmaya, kazanmaya ve kazandırmaya her şeyden daha fazla ihtiyaç duyduğu böyle bir dönemde, inşaat sektöründeki sıkıntıların nedeninin çimento olarak görülmesi makul görünmemektedir.

Nitekim ODTÜ tarafından hazırlanan “Çimento ve Hazır Beton Fiyatlarının Konut Yapım Maliyetine Etkisi Raporu” da bu görüşümüzü destekler nitelikte sonuçlar ortaya koydu. İlgili raporda, çimento fiyatlarının konut maliyetine etkisi 2022 itibarıyla lüks inşaatlarda ortalama %2,8; 1. sınıf inşaatlarda %4,5 ve 2. sınıf inşaatlarda %6,8 olarak hesaplandı. Türkiye’de en yaygın kullanılan 1. sınıf inşaatlar dikkate alındığında 2022 yılı itibariyle çimentonun konut yapım maliyetine etkisi %3,6 ile %5,4 arasında değişiyor. Çimentonun bir konutta ortalama olarak %4,5 oranında bir etki yarattığını görüyoruz. İnşaatların tüm maliyeti düşünüldüğünde çimentonun inşaat maliyetlerine söylendiği kadar etki etmesinin mümkün olmadığı görüşündeyiz.

Kamu desteği de sıkça altı çizilen diğer konulardan biri. Sizin TürkÇimento olarak devlet destekleri ve teşvikleri konusundaki beklentileriniz nelerdir?

Sektörümüzde enerji verimliliğinin sağlanması ve karbon ayak izinin de azaltılmasına yardımcı olan tedbirlere verdiğimiz önemle, Türkiye’de atık ısı uygulamalarının yaygınlaştırılması, elektrik ve yakıt tüketimini düşürerek dışa bağımlılığı ve CO2 emisyonlarını azaltmak için ciddi çaba sarf ediyoruz.

Enerji yoğun bir sektör olduğumuz ve yeterli birikime sahip olduğumuz için kendi enerjimizi üretme noktasında çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Daha önce de belirttiğim gibi bugün hiçbir devlet teşviki olmaksızın 16 fabrikada 25 hatta 141,5 MW kurulu güce ulaşıldı. Bu sayede yaklaşık 570 bin konutun günlük tüketimine denk gelen elektrik ihtiyacını, sadece prosesimizden çıkan atık ısı ile karşılıyoruz. Bir fabrikanın elektrik enerjisi tüketimini yaklaşık %25-30 oranında karşıladığı düşünüldüğünde, atık ısı geri kazanımı yatırımlarının devlet tarafından desteklenmesi durumunda, ülkemiz açısından hem çevresel hem de ekonomik anlamda önemli kazançlar elde etmiş olacağız.

Aynı zamanda üreticilerimizin yenilenebilir enerji yatırımları söz konusu. Son dönemde hem çevre yönünden ihtiyaçlar hem de enerji arz güvenliğine ve enerjide fiyat istikrarına ilişkin gelişmeler, fabrikalarımızı yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmaya yönlendirdi. Mevcut durumda toplam 24,5 MW’lık yenilenebilir enerji yatırımı devreye alınmış durumda. Hali hazırda fizibilite ve yatırım aşamasında bulunan toplam 152 MW gibi bir kapasitenin de ilerleyen dönemlerde kademe kademe devreye alınması planlanmaktadır. Bu konuda sağlanacak devlet destekleriyle fabrikalarımızın yapacakları yatırımlar hızla karşılık bulacak ve amacına ulaşacaktır.

Biyokütle içeren alternatif yakıt ithalatıyla 7000 kCal/kg granül lastik ve 4000 kCal/kg ve üzeri yüksek kalorili atıktan türetilmiş yakıt ithalatına izin verilmesi, kalorifik açıdan özellikle önem arz ediyor. Kömür ithalatlarında çevre katkı payının alınmaması da maliyetlerin optimize edilmesine bir nebze katkı sağlayacaktır. Özellikle Rusya’ya bağlılığımızın bu konuda azaltılması ve üretimin devamı için belirli bir süre, geçici olarak atıktan türetilmiş yakıt ithalatına ihtiyacımız var.

Ülkemizde, atıkların biyokütle enerji santrallerinde hammadde olarak kullanması YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) tarafından teşvik edilmektedir. Böylece, elektrik üreticileri atığa daha yüksek fiyatlar verebilmektedir. Çimento üreticileri bu sistem ile rekabet edememektedir. Bu atıkların çimento sektöründe kullanımını teşvik edici mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Çimento sektörünün geleceğinde “karbon” çok önemli bir yer tutuyor. Sektörün sürdürülebilirliği açısından karbon salımını azaltma konusunda neler yapılması gerekiyor? Türk çimento üreticileri bu konuda ne durumdalar?

Uluslararası iklim ve çevre politikalarını yakından takip eden bir sektör olarak, düşük karbonlu üretime geçiş sürecimizi başlatmış olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu kapsamda TÜRKÇİMENTO olarak hali hazırda Dünyada ve ülkemizde uygulanan inisiyatiflerin geliştirilmesi amacıyla “Karbon Yol Haritası” çalışmamızı ortaya koyduk. Raporda da öne çıktığı üzere düşük karbonlu çimento üretiminde dünyada ve ülkemizde de uygulanan bazı metotlar mevcut. Bunlardan en önemlileri kuşkusuz sürdürülebilirlik dönüşüm programının uygulanması ve alternatif yakıt kullanımının artırılmasıdır. Sürdürülebilirlik dönüşüm programını oluşturması için öncelikle şirket bazında karbon azaltımına ilişkin vizyon ve çerçeve hedeflerin 2030 ve 2053 yılı için belirlenmesi gerekir. Belirlenen hedeflere uyum için hangi stratejik inisiyatiflerin uygulanacağı tespit edilmeli, gerekli yatırım ve kaynak miktarı belirlenmelidir.

Oluşturulan sürdürülebilirlik stratejisine yönelik performans yönetim sistemi kurulmalı ve performans icra kurulları tarafından takip edilmelidir.

Bu kapsamda; şirket üst yönetimleri için sürdürülebilirlik yönelimleri ve teknolojileri hakkında çalıştaylar düzenlenmesi ve üst yönetimde sürdürülebilirlik pozisyonu oluşturulması sürecin sağlıklı ve hızlı yürütülmesini sağlayacağına inanıyorum.

Alternatif yakıt kullanımının artırılmasına ilişkin inisiyatif ile de biyokütle içeren atıkların kullanım miktarının artırılması hedeflenmektedir. Zira, atıkların içerdiği biyokütle, uluslararası ve ulusal mevzuatımızda karbon nötr olarak tanımlanıyor.

Belediyelere ait özel atık hazırlama tesislerin üreterek piyasa sürdüğü alternatif yakıtlar, kentsel atık suların biyolojik esaslı sistemler ile arıtıldığı tesislerden çıkan biyokütle içeren kurutulmuş çamurlar, doğal kauçuk içeren kullanılmış araç lastikleri ve çeşitli tarımsal ve hayvansal atıklar, biyokütle içeren başlıca atıklardır.

Fırınlarda kömür ve petrol koku yerine kullandığımız biyokütle içeren atıklar ne kadar artarsa, karbon emisyonları nötrlenmekte ve emisyonları azaltmaktadır.

Türk çimento sektöründe alternatif yakıt kullanım oranı dünya ortalamalarının altında kalmaktadır. Bunun en önemli nedeni, sektörün kullanabileceği atıkların ekonomik değer zinciri içine girmeden bertaraf edilmesi ve ithalat imkanının da sınırlı olmasıdır.

Emisyonları azaltacak şekilde alternatif yakıt kullanımının artırılması için her şeyden önce atık bulunurluğu ve erişilebilirliği artırılmalıdır. Atık depolama konusuna yönelik düzenlemeler ile atıkların çimento sektörüne gelmesi sağlanabilir. Atıkların sanayi tesislerinde birlikte yakma yöntemiyle değerlendirilmesine dönük hukuki mekanizmalar ve kaliteli atık yakıt ithalatı da örnekler arasındadır.

Düşük klinker faktörlü ve alternatif hammaddeli çimento üretilmesi, enerji verimliliğinin yükseltilmesi ve yeni teknolojilerin uygulanması düşük karbonlu çimento üretiminde dünyada ve ülkemizde uygulanan prosedürler arasında yer alıyor.

TürkÇimento’nun sıklıkla üzerinde durduğu konulardan biri de beton yollar. Bu alandaki farkındalık her geçen gün artarken sizin çalışmalarınız ne düzeyde ilerliyor?

Dünyada ve ülkemizde beton yollar uzun süredir başarıyla hizmet veriyor. Uzun ömürlü, sağlam ve bakım-onarım ihtiyacının az olması ve farklı uygulamalar için farklı seçenekler sunmasıyla beton yollar tüm dünyada yaygın şekilde kullanılıyor. Silindirle sıkıştırılmış beton yol adı verilen bir diğer teknik ise ülkemizin farklı bölgelerinde asfalt yollara göre sadece ilk yapımda bile %40 maliyet tasarrufu sağlarken 3-4 kat daha uzun kullanım ömrü sunuyor. Döngüsel ekonominin hayatımızda daha da yer ettiği bugünlerde beton yollar uzun servis ömürleriyle yaşam döngüsü maliyetinde %40’ı bile aşan ekonomik avantajlar sunuyor.

Alternatiflerine göre daha uzun ömürlü ve ekonomik olması, düşük bakım-onarım gerekliliği ve daha yüksek dayanıma sahip olması gibi üstünlükleriyle ön plana çıkan Silindirle Sıkıştırılmış Beton (SSB) Yollar, Belediyelerimizin ve İl Özel İdarelerimizin tercihi olmaya devam ediyor. 2021 yılında 34 şehirde 406 teknik personel ve 64 karar vericiye yerinde bilgilendirme yaptık. Bunun yanı sıra, ülke çapında 120 günü aşan bir çalışmayla kamu kurumlarımıza iş başında destek sağlamaya devam ettik.

Kamu kurumlarıyla yürüttüğümüz başarılı çalışmalar neticesinde 2021 yılında 13 şehrimizde ilk kez olmak üzere toplam 69 şehrimiz beton yol ile buluştu. Yalnızca 2021’de 3124 km beton yol yapımının tamamlanmasıyla 1,2 milyon ton çimento tüketimi sağladık. Ülkemizin her bölgesinde 15 bin km’yi aşan beton yol uygulamalarına başarıyla devam edilmektedir.

Bu konuda her zaman olduğu gibi Belediyelerimize ve İl Özel İdarelerimize yerinde destek vermeyi sürdüreceğiz.