Jens-Peter LUX Genel Müdür – DMT Group
Dr. Hakan Arden KAHRAMAN Teknik Müdür, Türkiye – DMT Group
DMT Group, 280 yıllık köklü geçmişi ve yenilikçi mühendislik çözümleriyle dünya çapında projelere imza atıyor. TÜV NORD GROUP’un bünyesindeki bu dev kuruluş, altyapı, enerji ve hammadde sektörlerinde sürdürülebilir değer yaratma hedefiyle sınırları zorluyor. Endüstriyel tesislerin işlevselliğini, verimliliğini ve güvenliğini sağlama konusunda uzmanlaşan DMT, Türkiye’de de çimento sektörüne odaklanarak, saha arama çalışmaları, teknik incelemeler ve maden varlıklarının değerlemesi gibi uzmanlık gerektiren hizmetler sunuyor.
280 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan DMT GROUP’un etkinlik gösterdiği alanlar hakkında ayrıntılı bilgi verebilir misiniz? Yürüttüğünüz projelerde ne tür teknolojiler ve yöntemler kullanıyorsunuz? Bu süreçlerde elde edilen verilerin projelere katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Jens-Peter Lux (JPL): DMT olarak taahhüdümüz mükemmellik ve inovasyon üzerine kuruludur. Bağımsız ve küresel çapta etkinlik gösteren bir mühendislik ve danışmanlık şirketi olarak, altyapı ve inşaat, tesis ve proses mühendisliği, hammadde ve enerji gibi kritik alanlarda uzmanız. Temel hedefimiz, müşterilerimiz için sürdürülebilir değer yaratmaktır. Bu amacı, bilgi birikimimizi sürekli geliştirerek, dijitalleşmeye öncelik vererek ve uluslararası büyümeye odaklanarak hayata geçiriyoruz.
TÜV NORD GROUP’un Enerji ve Kaynaklar İş Birimi’nin bir parçası olarak, DMT 280 yılı aşkın deneyimiyle her yıl dünya çapında yüzlerce projeyi başarıyla yaşama geçirmektedir. Sayısız uluslararası inovasyon projesinde etkin rol alarak, müşterilerimizin başarısını “Mühendislik Performansı” ilkesiyle güvence altına alıyoruz. Yeryüzünü ayrıntılı bir şekilde araştırıyor, yüzeyini ölçüyor ve derinliklere inerek kapsamlı analizler gerçekleştiriyoruz. Endüstriyel tesisleri planlayarak işlevselliklerini, verimliliklerini ve güvenliklerini sağlıyor, enerji şirketlerine ve enerji depolama işletmecilerine danışmanlık veriyoruz. Ayrıca, maden sahalarının gelecekteki kullanımını geliştiriyor, altyapısal önlemler tasarlıyor ve büyük inşaat projelerinin planlanması ve denetlenmesi süreçlerinde yer alıyoruz.
Bu amaçlarla DMT, yüksek hassasiyetli jeo-ölçüm ve analiz sistemleri üreterek, dünya çapında pazarlar ve müşteri projelerine özel ölçüm hizmetleri sunmaktadır. Ürünlerimiz arasında, en son nesil çok sensörlü sondaj karotu tarama teknolojisi olan DMT ANCORELOG bulunmaktadır. ANCORELOG, jeologlara karar süreçlerinde yardımcı olan ve gerçek zamanlı veriler sunarak karot örneklerini sınıflandıran modüler bir cihazdır. Bir diğer önemli çözümümüz olan DMT SAFEGUARD, endüstriyel tesislerin ve inşaat projelerinin güvenliğini sağlamak için kapsamlı güvenlik izleme hizmetleri sunar. SAFEGUARD, kesintisiz veri ve analizlerle operasyon güvenliğini artırırken risk yönetimini de güçlendirir.
İstanbul’daki şubemiz, DMT’nin dünya çapında sunduğu tüm hizmetleri Türkiye’de de sağlamaktadır. Özellikle çimento sektörüne odaklanarak, keşif çalışmaları, teknik incelemeler ve maden varlıklarının değerlemesi gibi uzmanlık gerektiren hizmetler sunmaktayız.
DMT’yi rakiplerinden ayıran benzersiz yaklaşımlar nelerdir? Küresel ölçekte başarı elde etmenizi sağlayan en önemli etkenler nelerdir?
JPL: DMT, uzmanlık, yenilikçilik ve sürdürülebilir mühendislik uygulamalarına olan bağlılığıyla, müşterilerinin projelerinin tüm yaşam döngüsünü kapsayan bütünsel çözümler sunmaktadır. Bu yaklaşım, müşterilerimizin entegre ve kesintisiz destek almalarını sağlar. Operasyonlarımızda ileri teknolojiler ve dijitalleşmeyi benimsemek, operasyonların optimize edilmesine ve risklerin en aza indirilmesine olanak tanır. Geniş küresel deneyimimiz, şubelerimiz aracılığıyla yerel içerikleri derinlemesine anlamamızı sağlayarak, müşterilerimize özelleştirilmiş ve verimli çözümler sunmamıza olanak tanır. Sürdürülebilir mühendislik uygulamalarına olan bağlılığımız sayesinde, çevresel sorumluluğu önceliklendirerek bizi, her zaman müşterilerimiz için sürdürülebilir değer yaratan çevre dostu bir ortak haline getirir.
Madencilik sektöründe elde ettiğiniz güçlü başarılar göz önünde bulundurulduğunda, bu başarıların çimento sektörüne nasıl katkılar sağlayabileceği hakkında düşünceleriniz nelerdir? DMT’nin küresel deneyimi ve yerel bilgisi çimento sektörüne ne gibi avantajlar sağlayabilir?
JPL: Madencilik sektöründe elde ettiğimiz başarılar, çimento sektörüne doğrudan uygulanabilir ve birçok avantajlar sunar. Madencilik sektöründe edindiğimiz jeolojik ve kaynak yönetimi uzmanlığı, çimento şirketlerinin hammadde çıkarma süreçlerini optimize etmesine, çevresel etkiyi azaltmasına ve düzenleyici gereksinimlere uyum sağlamasına yardımcı olabilir. Dijital teknolojileri operasyonel verimlilik amacıyla kullanma deneyimimiz de çimento sektörüne aktarılabilir; böylece ocak yönetimi, güvenlik önlemleri ve genel operasyonel performans iyileştirilebilir. Ayrıca, madencilik sektöründeki küresel standartlara uyum sağlama konusundaki deneyimimiz, çimento şirketlerine kaynak ve rezerv tahminlerinde saydamlık ve güvenilirlik sunarak stratejik avantaj sağlar. Küresel deneyimimizi yerel bilgiyle birleştirerek, çimento sektörüne özel operasyonel zorlukları aşmak için özelleştirilmiş çözümler sunabiliriz.
Çimento sektöründe başarılı bir ilerleme sağlamak için belirlediğiniz hedefler nelerdir?
Dr. Hakan Arden Kahraman (HA): Ana hedefimiz, çimento sektörünün verimliliğine ve sürdürülebilirliğine katkıda bulunmaktır. Madencilik sektöründe edindiğimiz bilgi ve deneyimi kullanarak, bu alanda güvenilir ve saygın bir iş ortağı olmayı amaçlıyoruz. Bu hedefe, çimento sektörüne özel olarak uyarlanmış gelişmiş madencilik ve işleme yöntemlerini uygulayarak ulaşmayı planlıyoruz. Özellikle, çimento sektörünün, ülkelerin ekonomik gelişiminde yaşamsal bir rol oynadığını biliyoruz. Dünya genelinde çimento üretiminin önde gelen ülkeleri arasında Çin, Hindistan, Vietnam, ABD, Türkiye, Endonezya, Brezilya, Rusya, İran ve Mısır bulunmaktadır ve bu ülkeler dünya genelinde 3,0 ila 3,4 milyar ton üretim yapmaktadır. DMT olarak Hindistan, Brezilya, Endonezya ve elbette İstanbul-Türkiye’deki ofislerimizle bu sektöre önemli katkılarda bulunabileceğimize inanıyoruz.
Bu kapsamda, önemli başlıca girişimlerimiz bulunmaktadır: Kaynak optimizasyonu konusunda, kaynakların sorumlu bir şekilde çıkarılmasını hedefliyoruz. Bu doğrultuda, gelişmiş jeolojik modelleme tekniklerini entegre ederek kaynak tahminlerinin doğruluğunu artırmayı amaçlıyoruz. Sektörün daha sürdürülebilir uygulamalara geçişini destekliyoruz. Enerji tüketimini azaltma, alternatif yakıt kullanımı, su kullanımı ve sera gazı emisyonlarını azaltma gibi stratejileri geliştirip uyguluyoruz. Teknolojik entegrasyona da önem veriyoruz; ocak yönetiminde dijital teknolojilerin benimsenmesini kolaylaştırıyoruz. Veri analitiği, otomasyon ve uzaktan algılama teknolojilerini kullanarak operasyonel verimliliği, güvenliği ve çevresel sorumluluğu artırmayı hedefliyoruz. Son olarak, operasyonlarımızın yerel düzenlemelerin yanı sıra küresel standartlarla uyumlu olmasını sağlıyoruz. Bu standartlara uyum, küresel ölçekte etkinlik gösteren şirketler için yaşamsal bir önem taşımaktadır.
Madencilik sektöründe JORC ve NI43-101 gibi kodlarla kaynak ve rezervlerin güvenilirliği sağlanıyor. Bu standartların çimento sektöründe uygulanabilirliği konusundaki görüşleriniz nelerdir?
HA: CRIRSCO tabanlı standartlar (JORC, PERC, CIM, SME, SAMREC, UMREK vb.) madencilik sektörü için geliştirilmiş olsa da, saydamlık, güvenilirlik ve hesap verebilirlik ilkeleri çimento sektörü için de aynı derecede önemlidir. Özellikle, paydaşların değer zincirinin her adımında yer aldığı durumlarda, saydamlık daha da belirgin hale gelir ve bu standartların çimento sektörü için daha da geçerli olmasını sağlar. Çimento sektörü tarihsel olarak kimyasal bileşime odaklanmış olsa da, kaynak tahmini ve raporlama standartlarının önemi göz ardı edilmemelidir.
Bu standartları çimento üretiminin kendine özgü özelliklerine uyarlayarak sağlam bir çerçeve oluşturabiliriz. İlk olarak, güvenilirlik artışı sağlanabilir. Bu standartları benimseyen çimento şirketleri, kaynak ve rezerv tahminlerinin güvenilirliğini artırabilirler. Bu tahminler, madencilik ve işleme yöntemleri, mineralojik özellikler, kaya kalitesi, tane parçalanabilirlik özellikleri ve örtü kalınlığı gibi etkenleri göz önünde bulundurarak mühendislik ilkelerine dayandırılmalıdır. Özellikle, halka açık şirketlerde doğru raporlama, yatırımcı güvenini ve piyasa değerlemesini olumlu yönde etkileyebilir.
İkinci olarak, yatırım çekiciliği artırılabilir. CRIRSCO standartlarına (özellikle JORC) uyum, çimento şirketlerini yatırımcılar için daha cazip hale getirebilir. Bu standartlara alışık olan madencilik sektörü yatırımcıları, bu çerçeveyi kullanan çimento şirketlerine yatırım yapmayı tercih edebilirler. Bu durum, yeni finansman ve ortaklık fırsatlarının kapısını açabilir.
Ayrıca, operasyonel verimlilik sağlanabilir. Bu kodların uygulanması, kaynak yönetiminin daha verimli olmasına yol açabilir. Yapılandırılmış raporlama ve tahmin süreçlerine uyum sağlayarak, şirketler çıkarma etkinliklerini daha iyi planlayabilir, atıkları azaltabilir ve kaynaklarının kullanımını optimize edebilirler.
Son olarak, risk yönetimi kolaylaştırılabilir. Bu standartlar, ocakların ekonomik uygulanabilirliğini değerlendirmek için net ve tutarlı bir çerçeve sağlayarak, risk yönetimini kolaylaştırır. Bu durum, üretimi kesintiye uğratabilecek ya da finansal kayıplara yol açabilecek beklenmedik sorunların ortaya çıkma olasılığını azaltır.
Çimento sektöründe ocak modelleme çalışmalarının sonraki süreçlere sağlayabileceği olumlu etkiler nelerdir? Madencilikte olduğu gibi, çimento ocak operasyonlarında da kalite yönetimi kontrol edilebilir mi?
HA: Ocak modelleme, çimento sektöründe hammadde yatağının jeolojik ve mineralojik özelliklerini anlamak açısından kritik bir rol oynar. Bu çalışmaların faydaları, yalnızca ocağın kendisiyle sınırlı kalmayıp, çimento üretim sürecinin hemen hemen her yönünü etkiler. Örneğin, metal madenciliği için geliştirilen “jeo-metalurji” kavramına benzer şekilde, gelecek sayılarda ayrıntılı olarak ele alacağımız yeni “jeo-çimentoculuk” yaklaşımımızın benimsenmesi, bir dizi yarar sağlayabilir.
İlk aşamada, ocak optimizasyonu sağlanabilir. Ayrıntılı jeolojik modeller oluşturarak en verimli ocak işletme yöntemi belirlenebilir. Bu, maden yatağının maksimum düzeyde kullanılmasını sağlarken, atık hacmini azaltarak çevresel etkiyi en aza indirir. Ayrıca, jeolojik özelliklere dayalı olarak uygun ekipman seçimi ve kullanımı yapılabilir, böylece bakım maliyetleri ve kesinti süreleri azaltılabilir. Sonrasında, hammadde kalitesinde tutarlılık sağlanabilir. Ayrıntılı ocak modelleri, daha doğru harmanlama stratejileri oluşturulmasını olası kılar. Bu sayede fırına beslenen hammaddelerin kalitesi tutarlı hale gelir ve bu da daha stabil fırın operasyonlarına, geliştirilmiş klinker kalitesine ve yakıt tüketiminde azalmaya yol açar. Akabinde, maliyet tasarrufu sağlanabilir. Doğru modelleme, üretim sürecinin ilerleyen aşamalarında düzeltici müdahalelere duyulan gereksinimi azaltarak önemli maliyet tasarrufları sağlayabilir. Örneğin, hammaddenin kalitesi tutarlı olduğunda, maliyetli katkı maddelerine ya da fırın işleminde yapılan ayarlamalara olan gereksinim azalır.
Son olarak, sürdürülebilirlik sürecinde yararlar elde edilebilir. Kritik noktaları belirleyerek ve ocağı optimize ederek, erozyon, gürültü kirliliği ve habitat tahribatı gibi çevresel etkiler en aza indirilebilir. Ayrıca, ocak modelleme, mevcut kaynakların daha verimli kullanımını sağlayarak sürdürülebilir uygulamaları destekler.
Kalite yönetimi açısından, çimento ocak operasyonlarında bu modellerin entegrasyonu ile kalite kontrolü ve iyileştirilmesini mümkün kılar. Sadece kimyasal bileşime değil, aynı zamanda yatağın mineralojik yapısına odaklanarak, ocağın içindeki değişkenlikler daha iyi anlaşılabilir. Bu yaklaşım, hammaddelerin kalitesi üzerinde daha duyarlı bir kontrol sağlayarak, nihai ürünün tutarlılığına ve performansına olumlu katkı yapar.
Çimento sektöründeki ocak operasyonları, madencilik sektörüyle büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Bu bağlamda, kaynak ve rezerv tahminlerinin doğruluğunu ve verimliliğini artırmak için hangi strateji ve yöntemler uygulanmaktadır?
HA: Çimento ocaklarındaki kaynak ve rezerv tahminlerinin doğruluğunu ve verimliliğini artırmak için çeşitli ileri stratejiler ve yöntemler uygulamaktayız. İlk olarak, ayrıntılı 3D jeolojik modeller oluşturmak için kapsamlı veri toplama süreçlerine başlıyoruz; bu süreçler haritalama, örnekleme, sondaj karotu almak, karot loglama, karot örnekleme ve saha ile laboratuvar analizlerini içerir. İkinci olarak, yatağın mineralojik ve kimyasal özelliklerinin bölgesel dağılımını analiz etmek amacıyla gelişmiş jeoistatistik teknikleri kullanıyoruz. Bu yöntem, yatağın gerçek değişkenliğini yansıtan son derece doğru kaynak modelleri oluşturmamızı sağlar. Ayrıca, planlanan üretim verileri ile fiili üretim sonuçlarının sürekli karşılaştırılması, modellerin doğruluğunu zamanla iyileştirerek kaynak tahminlerinin güvenilirliğini artırır.
Teknolojinin entegrasyonu ile de makine öğrenimi ve yapay zeka gibi dijital teknolojilerle modellerimizin tahmin yeteneklerini geliştiriyoruz. Gerçek zamanlı izleme sayesinde üretim oranlarını, malzeme kalitesini ve ekipman performansını takip ediyor ve tahminleri gerektiğinde güncelliyoruz.
Sıfır karbon stratejisinin temel bileşenlerinden biri, sürdürülebilir ocak işletmeciliğidir. Bu kapsamda, çevresel etkilerin en aza indirilmesi, atıkların azaltılması ve biyolojik çeşitliliğin teşvik edilmesi amacıyla, müşterilere etkili ocak yönetim planları geliştirilmesine destek verilmektedir.
Uluslararası ve yerel standartların/düzenlemelerin çimento sektörü üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? DMT olarak müşterilerinize bu düzenlemelere uyum sağlama süreçlerinde ne tür destekler sunuyorsunuz?
HA: Uluslararası ve yerel düzenlemeler, çimento sektörünü derinden etkilemektedir ve bu etkiler çevresel uygulamalardan işçi güvenliği ve ürün kalitesine, hatta finansal raporlamaya kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Özellikle karbon emisyonları ve arazi kullanımı gibi konularda giderek daha katı hale gelen düzenlemeler, şirketlerin bu değişimlerin önünde yer almasını kritik hale getirmiştir. DMT, çimento sektörü paydaşlarının beklentilerini karşılamak ve düzenlemelere uyum sağlamak için çeşitli hizmetler sunmaktadır.
Düzenlemelerin etkisi, çift yönlü bir etki yaratır. Bu düzenlemeler, sektörün sürdürülebilir ve toplumsal olarak sorumlu bir şekilde etkinlik göstermesini sağlarken, birden fazla yargı sisteminde etkinlik gösteren şirketler için uyum sağlamak zorlayıcı olabilir. Bu karmaşık ortamda müşterilerimize yol göstermek amacıyla uyum denetimleri yaparak olası boşlukları belirliyor, bu boşlukları kapatmaya yönelik eylem planları geliştiriyor ve sürekli destek sunuyoruz.
Her ocağın ve operasyonun kendine özgü olduğunu anlayarak, hem yerel hem de uluslararası düzenlemelere uyum sağlayan özelleştirilmiş stratejiler sunmaktayız. Müşterilerimizin düzenleyici gereksinimlerle uyumlu ve aynı zamanda operasyonel verimliliği optimize eden çevresel yönetim planları geliştirmelerine yardımcı olmaktayız.
Ayrıca, düzenleyici uyum için iç kapasiteleri geliştirmek amacıyla eğitim programları sunuyoruz. Bu programlar, düzenlemeleri anlama ve uygulama konusunda sınıf çalışmaları ve uyum izleme araçlarının yanı sıra teknolojilerinin kullanımı konusunda pratik eğitimleri içermektedir.
Son olarak, doğrudan desteğin yanı sıra, müşterilerimizi temsil ederek endüstri grupları ve düzenleyici kurumlarla politika şekillendirme süreçlerine katılım sağlıyoruz. Bu süreçler, düzenlemelerin adil, saydam ve sektörün büyümesini destekleyecek şekilde olmasına yardımcı olmaktadır.
Çimento sektörü, Sıfır Karbon Politikası hedefleri doğrultusunda hazırlıklarını sürdürüyor. DMT olarak, bu hedeflere ulaşma sürecinde sektöre ne tür destekler sunuyorsunuz? Özellikle sıfır karbon üretim süreçlerine ve teknolojik yeniliklere nasıl katkıda bulunmayı planlıyorsunuz?
HA: Sıfır karbon geçişi, çimento sektörünün bugün karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biridir ve bu iddialı hedeflere ulaşmaları için müşterilerimizi tamamen destekliyoruz. Bu durum, Paris Anlaşması’na taraf olan ve aynı zamanda gelişmekte olan ülkeler için özellikle zorludur. Geçen yıl İstanbul’da düzenlenen 40. Uluslararası Pittsburgh Kömür Konferansı’nda sunduğum bir makalede bu zorlukları ayrıntılı bir şekilde ele aldım.
Çimento üretim sürecinin tüm aşamalarında karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik kapsamlı bir hizmet yelpazesi sunuyoruz. Bu hizmetler, ocak operasyonlarının atıklarını ve enerji kullanımını en aza indirecek şekilde optimize etmeyi, karbon yoğun yakıtların yerine alternatif yakıt stratejileri geliştirmeyi ve karbon yakalama ve depolama (CCS) teknolojilerinin uygulanmasını içerir. Örneğin, ana şirketimiz TÜV Nord Türkiye ile işbirliği yaparak, karbon ayak izi hesaplamalarında müşterilerimize bağımsız ve tarafsız destek sunabiliyoruz. İleri modelleme ve simülasyon araçlarını kullanarak, müşterilerimizin enerji tüketimini azaltma ve operasyonlarının verimliliğini artırma fırsatlarını belirlemelerine yardımcı oluyoruz. Örneğin, hammaddelerin mineralojisini optimize etmek, fırın sıcaklıklarını düşürerek yakıt tüketimini ve buna bağlı emisyonları azaltabilir.
Sektörde teknolojik yeniliklerin ön saflarında yer alıyoruz ve müşterilerimizle sıfır karbon hedeflerini destekleyen yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması konusunda çalışıyoruz. Bu, enerji kullanımını optimize eden gelişmiş izleme ve kontrol sistemlerinden, karbon ayak izi daha düşük olan yeni çimentolu malzemelerin geliştirilmesine kadar uzanmaktadır. Sıfır karbon stratejimizin ana bileşenlerinden biri, sürdürülebilir ocak işletmeciliğidir. Müşterilerimize çevresel etkileri en aza indiren, atıkları azaltan ve biyolojik çeşitliliği teşvik eden ocak yönetim planları geliştirmeleri konusunda yardımcı oluyoruz. Düşük karbonlu teknolojilerin uygunluğunu değerlendirmek gibi uygulamalarla bu stratejiyi destekliyoruz. Bu uygulamalar, sıfır karbon hedeflerini desteklemenin yanı sıra, ocağın uzun vadeli sürdürülebilirliğini de artırır.
Sıfır karbon geçişinin kolektif bir çaba olduğunun bilincindeyiz ve bu nedenle diğer endüstri paydaşlarıyla işbirlikleri ve ortaklıklar arıyoruz. Birlikte çalışarak, en iyi uygulamaları paylaşabilir, kaynakları birleştirebilir ve sıfır karbon teknolojilerinin geliştirilmesini ve benimsenmesini hızlandırabiliriz. Ayrıca, müşterilerimizin iklim değişikliği ve emisyon azaltımıyla ilgili karmaşık görünen bu ortamda yol almalarına yardımcı oluyoruz.
Şirketinizin çimento sektöründe yeni yatırımlar için finansal kaynak yaratma konusunda potansiyel katkıları neler olabilir?
HA: Şirketimiz, özellikle hızla gelişen, sürdürülebilirlik ve teknolojik yeniliklere odaklanan bir sektörde, çimento şirketlerinin yeni yatırımlar için gerekli finansal kaynakları elde etmelerine önemli katkılarda bulunabilir. Birleşme ve satın alma (M&A) durum saptama raporları, hedef şirketin değerini, risklerini ve potansiyel sorumluluklarını tam olarak anlamak için kritik bir süreçtir. Doğru kaynak ve rezerv tahminleri, M&A faaliyetlerinde kritik öneme sahiptir. CRIRSCO uyumlu şirketler daha az risk taşır ve bu da onları daha cazip satın alma hedefleri haline getirir. Şirketimizin bağımsız ve yansız durum saptama raporları, çimento varlıklarının alıcıları ve satıcıları için büyük fayda sağlar.
Ana katkılarımızdan biri de, yüksek kaliteli yatırım düzeyinde kaynak ve rezerv raporları sağlamaktır. Bu raporlar, potansiyel yatırımcılara, kaynakların ve rezervlerin doğru bir şekilde tahmin edildiği ve ekonomik olarak uygulanabilir olduğuna ilişkin güven verir. Uluslararası raporlama standartlarına (JORC ve NI43-101 gibi) olan bağlılığımız, bu raporların en yüksek saydamlık ve güvenilirlik düzeylerine ulaşmasını sağlar. Ayrıca, yeni projeler için kapsamlı fizibilite çalışmaları yürütüyoruz. Bu çalışmalar, projenin teknik ve ekonomik uygulanabilirliğinin yanı sıra çevresel ve sosyal etkilerini de değerlendirir. Dengeli bir değerlendirme sunarak, müşterilerimizin yatırımcı çekmelerine yardımcı oluruz. Proje yönetimi hizmetleri sunarak risk yönetimi, maliyet kontrolü ve program uyumu dahil olmak üzere projelerin etkin bir şekilde yürütülmesini sağlıyor ve yatırım getirisini en üst düzeye çıkarmayı hedefliyoruz.
Ayrıntılı risk değerlendirmeleri sağlayarak ve risk azaltma stratejileri geliştirerek, müşterilerimizin yeni yatırımlarla ilgili finansal riskleri azaltmalarına yardımcı oluyoruz. Bu, finansman sağlamanın olasılığını artırırken, aynı zamanda yatırımın uzun vadeli başarısını da güvence altına alır. Çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG/ÇSY) faktörlerini yatırım stratejilerine entegre etmeleri için müşterilerimize destek sağlıyoruz; bu da onları sosyal açıdan sorumlu yatırımcılar için daha cazip hale getirir. Teknoloji sağlayıcıları, araştırma kurumları ve devlet kurumlarıyla stratejik ortaklıklar kurarak, müşterilerimize ek finansal kaynaklar ve uzmanlık sağlıyoruz. Bu şekilde, projelerini finanse etmelerine ve hayata geçirmelerine yardımcı oluyoruz.
Sizleri de yakından tanımak isteriz, kendinizden bahsedebilir misiniz? DMT Group ile TÜV NORD Group’taki rolleriniz nelerdir?
JPL: Merkezi Almanya, Essen’de bulunan küresel bir mühendislik hizmetleri ve danışmanlık grubu olan DMT’nin Genel Müdürüyüm. Güvenilir uzmanlığımızla, dünya çapında 30 ayrı yerde çığır açan altyapı, doğal kaynak, endüstriyel ve enerji projelerini desteklemekteyiz. Aynı zamanda, DMT’nin ana şirketi olan TÜV NORD Group’un Enerji ve Kaynaklar İş Birimi’nde “Altyapı ve Doğal Kaynaklar” bölümünün başkanlığını yürütüyorum. Yönetim anlayışım, insan gelişimine odaklanarak DMT’nin küresel pazarlardaki sürdürülebilir başarısını sağlamayı amaçlıyor. Ayrıca, çeşitli komitelerde ve derneklerde onursal üye olarak yer alıyor ve yönetici pozisyonlarında bulunuyorum.
HA: DMT-Türkiye ofisinde baş proje jeoloğu ve teknik müdür olarak görev yapıyorum. Dünya genelindeki çeşitli madencilik projelerine jeolojik uzmanlık ve proje yönetimi desteği sağlıyorum. Maden sahası keşfi, üretim optimizasyonu, kömür katmanı gaz kullanımı, göçük gazı güvenliği ve jeoteknik değerlendirme gibi alanlarda, doğrudan uygulama için sayısız bilgisayar destekli jeolojik ve sedimanter modeller oluşturdum. Jeolojik ve jeofizik sondaj logları ile diğer jeolojik verileri, çeşitli madencilik ve petrol yazılımlarını kullanarak değerlendiriyorum. 2002 yılından bu yana, Birleşik Krallık’ta danışman jeolog olarak çalışıyorum ve dünya genelindeki farklı kıtalardan birçok müşteriye hizmet vermekteyim. Jeolojik uzmanlığımı, dünya genelinde kömür, demir cevheri, kireçtaşı, tuz, boksit, kromit ve çok metal içeren maden yataklarının inceleme ve değerlendirilmesi süreçlerinde uyguluyorum.
