Çevreci yaklaşımla ele aldığımızda işin ekonomisinden ayrı olarak küresel ısınmaya sebep olan emisyonların karbon ayak izi sayesinde karşılaştırılabilir bir şekilde hesaplamalarının yapılması ve ÇED raporu içerisinde sunulması gerektiği düşüncesindeyim. Böylece, meydana gelen artışlar, bıraktıkları çevresel etki açısından da değerlendirilebilir hale getirilecektir. Bu hesaplamaların en önemli etkisi de enerji kullanımı ve emisyon azaltıcı önlemlerin alınmasının zorunlu hale gelmesi olacaktır.
Mehmet Oğuz Güner
Eski ÇED Daire Başkanı
ÇED raporunun sonuçlarına göre, bir projenin çevresel izinlerinin alınması aşamasında karşılaşılan en yaygın sorunlar nelerdir ve bu sorunların çözümü için hangi iyileştirmelerin yapılmasını önerirsiniz?
ÇED Raporu verilirken; yapılacak yatırımın yer ve teknoloji alternatifleri yürürlükte olan ülke mevzuatı açısından değerlendirilmektedir. ÇED Raporu uygun bulunan yatırımın çevresel izinlerinin alınması açısından herhangi bir sorun yaşanmamaktadır. Ancak, diğer izinler (orman, mera, iş yeri açma vb.) açısından sorunlar yaşanabilmektedir. Bu sorunların çözümü, yatırımlar için izin süreçlerinin tek elden yürütülmesini gerektirmektedir. ÇED Raporu alınırken işletilen süreçte tüm kamu kurum ve kuruluşlarının onayları gerekmektedir. ÇED süreçleri de bilimsel temellere uygun olarak ölçüm, analiz ve değerlendirmeye dayalı yürütüldüğü için ÇED kararı aslında esas alınmalı ve tüm ilave izinler bu minvalde verilmelidir.
ÇED raporu hazırlanırken, proje alanının bulunduğu bölgenin sosyo-ekonomik koşulları ve bu koşulların projenin çevresel etkileri üzerindeki potansiyel rolü nasıl değerlendirilmektedir?
ÇED Raporları değerlendirilirken; proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi, tarihi çevreler ve sit bölgelerini etkileyecek su tabanı değişiklikleri gibi benzeri özellikleri göz önüne alınmaktadır. İlave olarak yurt dışındaki tanımıyla “sosyal lisans” kavramı da ÇED süreci içerisinde yer almaktadır. Bu bağlamda proje sahiplerinden yatırım uygulanacak bölgede bilimsel verilere dayalı bir sosyolojik durum değerlendirmesi, sosyolojik oluşumun bölgenin ekonomik durumu ile ilişkilendirilmesi çalışmasının yapılması talep edilmekte, yatırım ve sonraki süreçte de sosyo-ekonomik koşullardaki değişimin tespit edilmesi ve buna yönelik alınması gerekli önlemlerin ÇED raporu içerisinde yer alması beklenmektedir.
ÇED süreci sırasında, projenin olası çevresel etkilerini azaltmak için önerilen mitigasyon ve adaptasyon stratejilerinin uygulanabilirliği ve etkinliği nasıl değerlendirilmektedir?
ÇED sürecinde projelerin olası etkilerini azaltmak için yürürlükteki mevzuat çerçevesinde değerlendirme yapılırken özellikle en iyi teknoloji araştırması yapılarak emisyon, deşarj ve atık miktarının azaltılması ile enerji kullanımının iklim değişikliği göz önüne alınarak gerekli önlemlerin alınması sağlanmaktadır. Ancak bu hususta küresel iklim değişikliği ve emisyonlar açısından daha etkin yöntemler geliştirilmelidir. Yatırımcıların, özellikle Paris İklim Anlaşması’ndan sonra 2030 yılı itibariyle başlaması planlanan karbon emisyon ticaretine bağlı ortaya çıkabilecek ekonomik değişikliği değerlendirmelerine yansıtmaları beklenmektedir.
ÇED raporunun takibi sürecinde, yerel toplulukların ve çevre koruma gruplarının geri bildirimleri nasıl dikkate alınır ve bu geri bildirimlerin raporun uygulanması üzerindeki etkisi nedir?
Çevreyi koruma yanında, ekonomik ve sosyal dengenin sürdürülebilirliği de esas alınarak uygulanan ÇED prosedürü halkın görüş ve önerilerinin alındığı en şeffaf süreçtir. ÇED sürecinin başlangıcından itibaren yerel halk ve STK’ların proje ile ilgili şikayet, önerileri dikkate alınır. Süreç içerisinde HKT (halkın katılım toplantısı) yapılır ve ÇED raporu sonuçlanmadan önce halkın görüş ve önerilerine açılır. Gelen görüş ve öneriler bilimsel normlar çerçevesinde değerlendirilerek yatırımcıdan bu önerilere uyması ve cevap oluşturması beklenmektedir.
ÇED sürecinde uluslararası uygulamalarda farklılıklar var mı? Var ise bunların kapsamı ve etkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
ÇED sürecinin yasal zeminindeki bu varyasyonlar, projelerin değerlendirilme sürecini ve sonuçlarını nasıl etkiliyor? ÇED uygulamalarını genel olarak ele aldığımızda ana hedefin çevreyi korumak olduğu göz önüne alındığında amaç olarak bir farklılık yoktur. Var olan farklılıkların pek çoğu ilgili yasal mevzuatlara göre uygulama yönündedir. Ülkemizde uygulanan ÇED yönetmeliği AB uyum sürecinde gerekli düzenlemeler yapılarak uyumlu hale getirilmiştir. Bu durum AB ilerleme raporlarında da vurgulanmaktadır. Uluslararası ÇED uygulamalarına baktığımızda ÇED bir izin olmayıp görüş olarak kabul edilmektedir. Bazı ülkelerde ÇED süreci yerel yönetimler tarafından değerlendirilmekte olup, ÇED raporu bireysel yeterliliğe haiz kişiler tarafından hazırlanmaktadır. Ülkemizde ise ÇED süreci merkezi olarak Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın uhdesinde ilgili tüm kamu kuruluşlarının katılımıyla gerçekleşmektedir.
Çevreyi koruma yanında, ekonomik ve sosyal dengenin sürdürülebilirliği de esas alınarak uygulanan ÇED prosedürü halkın görüş ve önerilerinin alındığı en şeffaf süreçtir.
Kelime anlamı olarak tek tek bakıldığında izin ve görüş farklı anlamlar ifade etse de ÇED sürecindeki izin kelimesinin tanımını ülkemiz için de uygun görüşün alınması olarak vurgulayabiliriz. AB ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde uygulanan ÇED yönetmeliği ve ek listeleri değerlendirildiğinde bizde uygulanan yönetmeliğin daha çevreci bir yaklaşımla ve özenle hazırlanmış olduğunu söyleyebiliriz. ÇED sürecinde projeler titizlikle ülkemizde yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Ülkemizde, ÇED kararlarının hukuki takibi ilgili yasalar çerçevesinde mahkeme yoluyla yapılabilmektedir. Bu kararların mahkemeye verilmeleri halinde süreç kısa sürede sonuçlanmakta olup, yatırıma başlandıktan sonra böyle bir süreç yaşanmamaktadır. ÇED süreci ile ilgili olarak standart oluşturulması mümkün değildir. Projenin türü ve yeri göz önüne alınarak çevre-ekonomi-doğal kaynak dengesini gözeterek, oluşturulacak format çerçevesinde kamuoyunun da şeffaf olarak bilgilendirilerek ÇED sürecinin yürütülmesi gerekmektedir. Ayrıca, ÇED sürecinin sağlıklı yürütülmesi için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yanı sıra ÇED raporu hazırlayan firmalar ile bu süreçte İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nda (İDK) yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının sürece katkı vermeleri gerekmektedir.
Türkiye’de Çevre Bakanlığı’ndan alınan bir ÇED belgesinin uluslararası alanda geçerliliği var mıdır? Geçerliliği yoksa, eşdeğerlik sağlamak için hangi adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Genel olarak Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen ÇED belgesi geçerli olmaktadır ve özellikle finansman başvurularında ön koşul olarak değerlendirilmektedir. Ancak uluslararası finans kuruluşları projenin sosyo-ekonomik boyutuna da çevresel etki kadar önem verdikleri için “sosyal lisans” alımına yönelik detaylı çalışmalar da istemektedir. Özellikle Dünya Bankası bu konuda biraz daha detaylı çalışma beklemektedir. Ülkemizde verilen ÇED belgesinin yetersiz olduğunu düşünmüyorum. Ancak; sosyal etki değerlendirmesine yönelik bilimsel temelli çalışmalarda ÇED formatlarınada eklenmelidir diye düşünüyorum.
Karbon ayak izinin hesaplanması ve muhasebeleştirilmesi, gelecekte ÇED sürecinin kritik bir parçası olmaya aday görünüyor. Bu konudaki görüşlerinizi paylaşır mısınız?
Paris İklim Anlaşması ile birlikte karbon borsasının aktivasyonu gerçekleşmiş oldu. Özellikle AB içerisinde önceden beri var olan borsada karbon fiyatlandırması yapılmaktadır. Ancak 2030 yılı ile birlikte bu borsaya bağlı olarak karbon ticaretinin de başlayacağı bilinmektedir. Bugünkü fiyat endeksi ve 2030 yılı için yapılan karbon fiyat kestirimleri göz önüne alındığında karbon muhasebesinin proje ekonomikliği üzerinde ciddi etkileri olabileceğini düşünmekteyim. Bu nedenle, karbon ayak izinin ÇED süreci ile ilişkilendirilmesi bir zorunluluktur. Çevreci yaklaşımla ele aldığımızda da işin ekonomisinden ayrı olarak küresel ısınmaya sebep olan emisyonların karbon ayak izi sayesinde karşılaştırılabilir bir şekilde hesaplamalarının yapılması ve ÇED raporu içerisinde sunulması gerektiği düşüncesindeyim. Böylece, meydana gelen artışlar, bıraktıkları çevresel etki açısından da değerlendirilebilir hale getirilecektir. Bu hesaplamaların en önemli etkisi de enerji kullanımı ve emisyon azaltıcı önlemlerin alınmasının zorunlu hale gelmesi olacaktır.
Projelerin finansmanı, ÇED sürecinin önemli bir yönüdür. ÇED’in projelerin finansmanına erişimindeki rolü hakkında bilgi verir misiniz?
Proje finansmanı projelerin hayata geçmesi için çok önemli bir adımdır. Finans kuruluşları ekonomik yaklaşımdan daha önce toplumun faydasını göz önüne aldıkları için projelerin çevreye ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde etkilerini detaylı irdelemek istemektedirler. Bu nedenle proje finansmanına başvuracak bir yatırımcı için ÇED belgesi olmazsa olmazdır. Uluslararası kredi kuruluşları tarafından yatırımcının kredi alması gerekirse, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen ÇED belgesine ilave olarak; sosyal etki değerlendirme ve geçim kaynakları, havza bazlı hidojeolojik etki değerlendirmesi, uzun dönem biyoçeşitlilik baseline çalışmaları, uzun dönem arka plan ölçümleri gibi çalışmaları da ilave olarak istenmektedir.
Kamu sektöründe çalıştığınız süre boyunca Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) konusunda önemli roller üstlendiniz. Geçmişten bugüne, özel sektörün ÇED süreçlerine yaklaşımında bir değişiklik olup olmadığını düşünüyor musunuz?
ÇED raporu yatırımcıların, yatırım süreci ve sonrasında çevreyi ve toplumu koruma adına yapacaklarını taahhüt ettiği ve kendini bu yönde kamunun denetimine açtığı bir sürecin özetidir. Yıllar önce yatırımcılar bu süreci yalnızca geçilmesi gereken bir izin prosedürü olarak görmekteydi. Ancak, gerek artan çevre bilinci gerekse de profesyonel yaklaşımın önem kazanması ile birlikte ÇED raporunun aslında yatırım sürecinde takip edilmesi gereken bir iş planı sunduğu gerçeği yatırımcılar tarafından anlaşılmıştır. Bu sayede gelişimini sağlayan ÇED süreci ülkemizde yaklaşık olarak 30 yıldır uygulanmaktadır. Yıllar içerisinde uygulamada görülen aksaklıkların giderilmesi için yapılan mevzuat değişiklikleri ile son ve güncel halini alan uygulama yönetmeliği ile alınan ÇED belgesi yatırımcının diğer izinleri alabilmesi için de zorunlu hale gelmiştir. ÇED belgesi alınmadan orman izni, mera izni, işyeri açma izni, çevre izni ve teşvik verilmemektedir. Bu çerçevede özel sektörün, ÇED sürecine yaklaşımı yatırımlar için önemli hale gelmiş ve sürecin vazgeçilmez olduğu kabul görmüştür.
Sizi daha yakından tanımak isteriz, kendinizden bahsedebilir misiniz?
1983 yılında Maden Mühendisliği eğitimimi tamamladım. Daha sonra sırası ile Etibank-Çinko Kurşun İşletmeleri A.Ş. (ÇİNKUR) Hammadde Hazırlama Mühendisi, Çevre Bakanlığı ÇED Genel Müdürlüğünde Petrol ve Madencilik Şube Müdürü, Tekirdağ İl Çevre Müdürü, ÇED Genel Müdürlüğünde ÇED Daire Başkanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı MİGEM’de Danışman, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü Başkanı olarak görev yaptım. Halen sektörde bilgi birikimlerimi paylaşmak üzere danışman statüsü ile çalışmalar yürütmekteyim.





