Nurhan Gürel
CemenTürk Genel Yayın Yönetmeni
Önsöz
Çimento, modern yapı sektörünün temel taşlarından biridir. İlk kullanımından bugüne kadar geçen süreçte, çimento yalnızca bir yapı malzemesi olarak kalmamış, aynı zamanda mühendislik ve mimarlık alanlarında devrim niteliğinde değişimlere de öncülük etmiştir. Tarihsel gelişimi boyunca, farklı medeniyetler tarafından keşfedilmiş, geliştirilmiş ve günümüze kadar birçok evrim geçirmiştir.
Bir yazı dizisi içerisinde çimentonun yapı sektöründeki önemini ve evrimini ele alarak, okuyuculara tarihsel perspektiften günümüz teknolojilerine kadar kapsamlı bir bakış açısı sunmayı amaçladık. Birincisi aşağıda sunulan, farklı yazı dizileri ile çimentonun ilk kez tarih öncesi kullanıldığı dönemdeki primitif formlarından, sanayi devrimiyle birlikte modern üretim tekniklerinin keşfine ve bugün sürdürülebilir yapılar için geliştirilen yenilikçi türlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan serüven anlatılmaya çalışılacaktır.
Yapı sektörü profesyonelleri, mimarlar, mühendisler ve bu alana ilgi duyan herkes için hazırlanan bu yazı, çimentonun gelişim sürecini detaylı bir şekilde inceleyerek, hem tarihsel bir bilgi kaynağı hem de gelecekteki yenilikler için ilham verici bir rehber niteliğindedir.
1. Giriş
Çimento sözcüğünün kökeni olan “caementum”u ilk defa Romalı mimar-mühendis Marcus Vitrivius Pollio (M.Ö. 1. yy) “De Architectura” adlı eserinde kullanmıştır. Bu eserinde Vitruvius, toz halinde bulunan ve büyük binaların inşaasında kullanılan bir malzemeden bahsetmiştir. Latince “bağlayıcı” anlamına gelen “Caementum” diğer dillere Cement (İng.), Ciment (Fra.), Zement (Alm.), Cemento (İta.) olarak geçmiştir. Türkçe telaffuz benzerliğinden dolayı, İtalyanca “Cemento” sözcüğünden esinlenerek “çimento” terimi kullanılmaktadır [1].
İnsanlık tarihi boyunca, yapı malzemeleri insanların yaşam biçimlerini ve toplumlarını şekillendirmiş ve ilerlemesini sağlamıştır. Bu yapı malzemelerinin en önemlilerinden biri çimentodur. Modern dünyanın inşaat endüstrisinde temel bir rol oynayan çimento insanlığın tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Antik dönemlerden beri, insanlar yapı projelerinde çeşitli bağlayıcı maddeler kullanmışlardır. Ancak çimento, bu bağlayıcı maddeler arasında öne çıkan ve yapı endüstrisine devrim niteliğinde yenilikler getiren bir malzeme olmuştur. Çimento, yapıların dayanıklılığını artırmak, yapı malzemelerini bir arada tutmak ve suya karşı direnç sağlamak gibi önemli avantajlar sunar.
Tarih boyunca medeniyetlerin büyümesi ve gelişmesi, doğası gereği nüfus artışı ve çimento gibi temel yapı malzemelerinin kullanımıyla bağlantılı olmuştur. Şekil 1’den de görülebileceği gibi nüfus artışına bağlı olarak da çimento üretimi artış göstermektedir. İnsan toplumları genişledikçe ve kentleştikçe altyapı, konut ve anıtsal yapılara olan talep artmıştır; bu da inşaat uygulamalarının evrimini ve çimentonun temel malzeme olarak yaygın şekilde benimsenmesini sağlamıştır.

Şekil 1. Dünya Nüfus Artışına Karşılık Çimento Üretimindeki Değişim (1,2)
Nüfus artışı ile çimento kullanımı arasındaki korelasyon, modern şehirlerin ve altyapının gelişmesinde açıkça görülmektedir. Kentsel nüfus arttıkça ve kentleşme hızlandıkça, büyüyen toplulukların ihtiyaçlarını karşılamak için çimento dahil inşaat malzemelerine olan talep de artmaktadır. Çimentonun çok yönlülüğü ve dayanıklılığı, onu konut binalarından ticari komplekslere, köprülerden yollara kadar çok çeşitli inşaat uygulamaları için ideal bir seçim haline getiriyor. Çimento esaslı malzemelerin kullanımı modern inşaat uygulamalarında yaygın hale gelmiş ve yapıların stabilitesini, güvenliğini ve sürdürülebilirliğini sağlamıştır.
Modern inşaat uygulamalarını şekillendiren önemli bir yapı malzemesi olan çimento, binlerce yıl öncesine dayanan zengin ve büyüleyici bir tarihe sahiptir. Çimentonun hikayesi, Romalılar, Mısırlılar, Yunanlılar ve Mezopotamyalılar gibi erken uygarlıkların, taşları ve tuğlaları birbirine bağlamak için kireç ve alçı gibi malzemeleri kullanması ile eski zamanlarda başlamaktadır.
2. Tarihsel Süreçte Bağlayıcı Maddeler ve Harçlar
İlk çağlarda inşaat teknolojisinin en büyük sorunu bağlayıcı madde olmuştur. Antik dönemde ustalar harç ve sıvaların dayanırlıklarını artırmak için harcın içine kan, yumurta, albümin, peynir, reçine gibi organik veya pişmiş toprak gibi (kırılmış ve öğütülmüş olarak) inorganik maddeler eklemişlerdi. Bu maddelerden bazıları sertleşmeyi sağlamak, bazıları sertleşmeyi geciktirmek, bazıları ise sertleşmeden sonra dayanımı artırmak için kullanılmıştır. Bazı yerlerde ise saman, bitki lifleri, hayvan kılları hatta insan saçı kireç ve alçı sıvalarda bağlayıcı olarak kullanılarak dayanıklılıkları artırılmıştır. Dolgu maddeleri olarak ise kum, puzzolana, kırılmış taş, mermer ve tuğla parçacıkları kullanılmıştır [4].
Betonun, M.Ö. 5600’lere dayanan tarihlerde eski Yugoslavya topraklarında bulunan kulübelerde ilk kez kullanıldığı düşünülmektedir. Dünya üzerindeki en görkemli yapılar arasında yer alan Mısır piramitleri ve Çin Seddi gibi yapılar farklı uygarlıklar tarafından inşa edilmiş ve bu yapılarda çeşitli türlerde bağlayıcılar/ harçlar kullanıldığı bilinmektedir.
M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış olan Romalı mimar ve mühendis Marcus Vitruvius Pollio, “On Mimarlık Kitabı” adlı eserinde geçmişteki yapıları ve ilgili teknolojileri detaylandırmıştır. Pollio, “zemine cila verme ve güçlü bir temel oluşturma” kabiliyeti nedeniyle betonu önermiştir. Ayrıca, aynı kitapta su altında sertliğini koruduğu söylenen kireç ve kırılmış kaya karışımı puzolanın binaların güçlendirilmesinde kullanıldığından da bahsedilmektedir. Harçlar özellikle kireç kullanılarak hazırlanmış ve priz alması oldukça uzun bir süre almıştır. Harç hazırlamak için puzolan kullanımı Romalıları takiben Orta Çağ’da Avrupalılar tarafından yeniden keşfedilmiştir [5].
Tarihsel süreç boyunca farklı harç malzemeleri inşaat alanında kullanılmıştır.
Alçı harçlar
18. yüzyıldan sonra dekoratif süsleme amaçlı olarak kullanılmaya başlanan alçı harçları kireçle karıştırılıp hazırlanarak bağlayıcı özellik kazandırılmıştır. Arkeolojik bulgular ışığında ilk olarak M.Ö. 9000 Çatalhöyük’te alçı harçlarının ilk kez kireçle karıştırılarak duvar kaplama ve süsleme malzemesi olarak kullanıldığı düşünülmektedir. M.Ö. 7000 yıllarında Sümer ve Asur dönemlerinde de kent içi yapılarda ve yollarda alçı harçları kullanılmıştır.
Günümüzden 4.500 yıl önce Mısırlılar, piramitleri, yaklaşık 2 ile 45 ton arasında değişen taş bloklar ve alçı harcı kullanarak inşa etmişlerdir. Alçı harcı eski Mısır’ın Sakkara ve Keops piramitlerinin derzlerinde dolgu maddesi olarak kullanılmıştır [6]. Günümüzden 3400 yıl önce Mısır firavunu Amenhotep II’nin inşa ettiği Karnak Tapınağı taşları anhidrit alçı ile yerleştirilmiştir. Aynı yıllarda Girit’te yapılan Knossos Sarayı’nda da anhidrit kullanılmıştır [7,8,9].
Alçı harcının bu inşaatlardaki fonksiyonu bağlayıcılık olmayıp taş blokların düzgün yerleşmesinde sürtünmeyi azaltmak olmuştur [10]. Alçı harcı M.Ö. 350-400 yıllarında eski Yunan ve Roma uygarlıklarında duvar ve ahşap tavan sıvasında kullanılmıştır. Aynı dönemde Mısır’da da çimento yerine saf olmayan kalsine edilmiş alçıtaşı kullanılmıştır.
Kirecin yapay taş yani bir anlamda beton elde etmek üzere neolitik çağda kullanıldığını kanıtlayan ilginç arkeolojik saptamalar vardır. Metakaolene dönüşen pişirilmiş kilin (tuğlanın) kirece katılması ile de yüksek mukavemet gösteren yapılar inşaa edilmiştir. 9000 yıl önce kireç, puzzolanik toprak, pişmiş kil ve kum çakıldan oluşan karışım kullanılarak yer döşemeleri yapıldığı belirlenmiştir. Çayönü’nde, İsrail’in Yiftah-El ve Ürdün’ün Jericho bölgelerinde yapılan kazılarda inşaatlarında kirecin kullanıldığı çok yüksek dayanımlı (35 MPa kadar), parlak, iyi sıkışmış yer döşemeleri bulunmuştur[10].
Yunanlılar kireç ve killi kireçtaşı özelliğine sahip Thera (Santoren adası) toprağını karıştırarak bağlayıcı madde elde etmişlerdir [5]. Bu karışım sayesinde suda çözünmeyen yüksek dayanımlı bir bağlayıcı elde edilebilmiştir. Benzer bir hidrolik bağlayıcı özellik, Romalılar tarafından kirecin içine Vezüv volkanı yakınındaki Puzzuoli toprağı katılarak üretilmiştir (Bkz. Puzzolana).
Pozzolona
Yaklaşık 2000 yıl önce, Yunanlılar ve Romalılar kireç ve “puzolin”i, birlikte öğüterek elde ettikleri harca kum ilave ederek karışımı duvarcılıkta harç olarak kullanmışlardır.
M.Ö. 150’lerde keşfedilen özel bir volkanik toz olan Pozzolona sayesinde Romalılar su altında da uygulama yapabilmişlerdir. Puzzolona, agrega ile birlikte çok kuvvetli bir harç oluşturmaktadır.
Romalıların çimento üretiminde volkanik kül, özellikle de puzolana kullanması, yapılarının dayanıklılığını ve sağlamlığını önemli ölçüde artıran çok önemli bir yenilik olarak göze batmaktadır. İtalya gibi bölgelerde bulunan ince taneli volkanik kül olan Pozzolana, su ile temas ettiğinde sertleşen bir hidrolik çimento karışımı oluşturmak için kireçle karıştırılmaktaydı.
Çimento karışımına puzolana eklenmesi birçok önemli fayda sağlamıştır. Bunlar;
1. Artan Mukavemet
2. Geliştirilmiş Dayanıklılık (nem ve korozyona karşı direnç)
3. Büzülme ve Çatlamanın Azaltılması
4. Daha Hızlı Sertleşme Süresi
Romalılar puzolanla zenginleştirilmiş çimentoyu çeşitli ikonik yapılarda kullanmışlardır. Bunların en temel örnekleri;
Kolezyum: M.S. 1. yüzyılda inşa edilen Roma’daki bu devasa amfi tiyatronun yapımında puzolana kullanımı, onun uzun ömürlülüğüne ve sağlamlığına katkıda bulunmuştur.
Pantheon: Bir başka ünlü Roma yapısı olan Pantheon, puzolan çimentosunun kullanımını sergileyen büyük bir beton kubbeye sahiptir. Kubbenin yenilikçi tasarımı ve dayanıklılığı, puzzolanı etkin kullanan Roma mimarisinin ustalığının bir kanıtıdır.
Su Kemerleri ve Köprüler: Fransa’daki Pont du Gard gibi Roma su kemerleri ve köprülerinin inşaatında da puzolanla zenginleştirilmiş çimento kullanımından yararlanılmıştır. Bu yapılar da Romalıların hidrolik mühendisliği ve malzeme teknolojisindeki ustalığını göstermektedir.
Caracalla Hamamları (Thermae Antoninianae): M.S. 212- 216 yılları arasında İmparator Caracalla döneminde Roma’da inşa edilen hamamlar, antik Roma’nın en büyük ve en iyi korunmuş termal komplekslerinden biridir. Hamamların yapımında puzolanlı çimento kullanılması, hamamların sağlamlığına ve uzun ömürlülüğüne katkıda bulunmuştur.
Trajan Pazarı (Mercati di Traiano): M.S. 2. yüzyılın başlarında İmparator Trajan tarafından inşa edilen bu büyük kompleks, antik Roma’da ticari bir merkez ve idari merkez olarak hizmet vermiştir. Trajan Pazarı’nın inşaatına puzolanlı çimentonun dahil edilmesi, yapısal olarak sağlam bir yapı yaratılmasına yardımcı olmuştur.
Marcellus Tiyatrosu (Theatrum Marcelli): Julius Caesar tarafından yaptırılan ve İmparator Augustus tarafından tamamlanan Marcellus Tiyatrosu, antik Roma’nın en büyük ve en önemli tiyatrosuydu. Tiyatronun oturma katları ve yapılarının yapımında puzolanlı çimento kullanılması, mimari sağlamlığına katkıda bulunmuştur.
Appian Yolu (Via Appia): Roma’nın en eski ve en önemli yollarından biri olan Appian Yolu, taş bloklar ve puzolanla zenginleştirilmiş çimento kombinasyonu kullanılarak inşa edilmiştir. Yol yapımında puzolanın kullanılması, temelin sağlamlaştırılmasına ve dayanıklılığının artırılmasına yardımcı olmuştur.
Ponte Rotto (Kırık Köprü): Roma’da bulunan bu antik Roma köprüsü, puzolanla zenginleştirilmiş çimento kullanılarak inşa edilmiştir. Yapı Romalıların köprü mühendisliği ve malzeme teknolojisindeki ustalığını sergilemektedir.
Bu örnekler, Roma İmparatorluğu’ndaki çeşitli yapı türlerinde puzolanın yaygın kullanımını vurgulamaktadır. Puzolana çimentosunun eklenmesi yalnızca bu binaların ve altyapının dayanıklılığını ve uzun ömürlülüğünü artırmakla kalmadı, aynı zamanda antik Roma’nın mimari ve mühendislik başarılarına da katkıda bulunmuştur.
Horasan harcı
Horasan harcı olarak bilinen harç, içinde pişirilmiş ve öğütülmüş toprak ürünleri katılan bir malzemedir. Bazı uygulamalarda içerisinde kireç, kum ve çakıl karışımı da görülmektedir. Tarihi horasan harç ve sıvaları agrega olarak tuğla, kireç ile karıştırılan kiremit ve benzeri malzemelerin de bağlayıcı olarak kullanılması ile elde edilmektedir. Bu harç ve sıvalar tuğla kırıklarının puzolanik özelliğe sahip olmasından dolayı hidrolik olup, horasan harç ve sıvaları olarak da bilinmektedir. Bu harçlar Roma döneminde “Cocciopesto” [11], Hindistan’da “Surkhi” [12], Arap ülkelerinde “Homra” [13] olarak adlandırılmıştır.
Tuğla, kiremit ve benzeri malzemelerin hammaddesi kil (kaolin, illit v.b), kuvars ve feldspat minerallerinin karışımından oluşmaktadır. Bu karışım 600 – 900 °C’larda ısıtıldığında killer sıcaklık derecelerine ve sahip oldukları mineralojik yapıya bağlı olarak farklı puzolanlık derecelerine sahip olmaktadır. Bu sıcaklıklarda kil minerallerinin yapıları bozulmakta ve amorf alümina silikatlar oluşmaktadır. Bu yapıdan dolayı kalsine edilen killer puzolan özelliğine sahip olmaktadırlar [15].
Horasan harç ve sıvaları karışımındaki amorf silikat ve alüminatların su ile reaksiyona girmesi ve kirecin de havanın karbondioksiti ile karbonatlaşması ile sertleşmektedir. Hidrolik reaksiyonlar sonucunda oluşan kalsiyum silikat hidrat ve kalsiyum alüminat hidratlar harç ve sıvanın dayanımını artırmakta ve suyun altında da sertleşebilmesini sağlamaktadır. Hidrolik özelliklerinden dolayı bu harç ve sıvalar, Bizans, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemi sarnıç, su kuyusu, su kemerleri ve hamam yapılarında kullanılmıştır [14].
Vitrivius, puzolanlı kireç bağlayıcının içine pişmiş tuğla kırıkları ve tozu katılarak çok daha kaliteli ve aşınması düşük döşemeler elde edildiğini yazmaktadır [5]. Horasan Harcı, Gizeh piramitlerinde, Asur yapılarında da kullanılmıştır. Bu yapı malzemesinin çok bağımsız yörelerde ve farklı zamanlarda inşa edilen yapılarda da varlığı gözlenmiştir. Örneğin Cava güneyindeki Bali adasında, Hindistan İndus nehri civarında (Surkhi adıyla), Meksika’da El-Tajin piramidinde Horasan harcı bulunmuştur [14].
3. Osmanlı Mimarisinde İkonik Yapılar ve Harçlar
Yunanlıların ve Roma’lıların farklı türdeki harçları yapılarında sürekli kullanmaları Selçuklu ve Osmanlı mimarisini de etkilemiştir. Osmanlılar, Selçuklular ve Bizanslılar da yapılarında horasan harcını sürekli kullanmışlardır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun ünlü baş mimarı Mimar Sinan’ın inşaatlarının başarısına katkıda bulunan en önemli unsurlardan biri, dikkate değer bağlayıcı özelliklere sahip volkanik kül bazlı bir malzeme olan puzolanın inşaat projelerinde kullanılmasıydı.
Pozzolana, Sinan’ın yapılarının yapısal bütünlüğünü ve ömrünü artırmada çok önemli bir rol oynamış ve binalarını diğer yapılardan ayıran önemli faydalar sağlamıştır. Mimar Sinan, ürettiği ikonik eserlerde pozzolona ve Horasan Harcı gibi yapı malzemelerini kullanarak güç ve dayanıklılığı artırmış, çatlama ve deformasyon riskini en aza indirecek şekilde büzülmeyi azaltmayı hedeflemiştir.
Pozzolana, çimento bazlı karışımların priz süresini hızlandırarak inşaatın daha hızlı ilerlemesine olanak sağladığı için Sinan yapılarında puzolanı verimli bir şekilde kullanmıştır. İlave olarak, Sinan’ın yenilikçi puzolan kullanımı, binalarının su hasarından korunmasına yardımcı olmuş ve binaların uzun süreli korunmasını sağlamıştır. Mimari esnekliğe önem veren Mimar Sinan, puzolan kullanımı ile tasarım ve inşaatlarında esneklik yaratmıştır.
Mimar Sinan’ın puzolan kullanımının belirgin olduğu yapılarının dikkate değer örnekleri şunlardır:
Sinan’ın en büyük başarılarından biri olarak kabul edilen Edirne’deki Selimiye Camii, anıtsal bir kubbeye ve puzolan bazlı malzemeler kullanılarak inşa edilmiş karmaşık minarelere sahiptir. Caminin yapımında puzolanın kullanılması, caminin yapısal sağlamlığına ve eskimeyen güzelliğine katkıda bulunmuştur.
Sinan’ın en ünlü eserlerinden biri olan Süleymaniye Camii, büyük kubbeler, masif sütunlar ve karmaşık süslemeler oluştururken puzolanın etkili kullanımına iyi bir örnektir. Caminin inşaatına puzolananın dahil edilmesi, yapısal bütünlüğünü ve mimari ihtişamını artırmıştır.
Mimar Sinan’ın puzzolanı etkin kullanması yapılarının kalitesini ve dayanıklılığını artırmakla kalmamış, Osmanlı mimarlık tarihine de kalıcı bir miras bırakmıştır. Sinan, puzolanın faydalarından yararlanarak, inşaat tekniklerindeki ustalığını ve mimariye yenilikçi yaklaşımını sergileyen, hayranlık ve hayranlık uyandırmaya devam eden anıtsal yapılar yaratmayı başarmıştır.
4. Rönesans Dönemi Süreçleri
Rönesans, insanların farklı düşünme biçimlerine teşvik edildiği yeni bir çağı başlatmış ve sanayi devriminin kapılarını ardına kadar açmıştır. İngiltere’nin ticaret ve sömürü gemilerinden oluşan deniz filosu, 18. yüzyılda yeni deniz fenerlerine ihtiyaç duymuş ve bu durum çimento endüstrisi için önemli bir itici güç haline gelmiştir. İngiltere’nin Plymouth Limanı yakınlarındaki Eddystone Uçurumu, limana giren ve çıkan gemiler için uzun süre boyunca bir tehdit oluşturmuştur. Denizcilere kolaylık sağlamak amacıyla su altında sertleşen harçlar kullanılarak inşa edilen 37 metre yüksekliğindeki Eddystone Deniz Feneri’nin yapımı 1757 ve 1759 yılları arasında tamamlanmıştır.
Tarihsel olarak alçı, kireç ve puzzolanın kullanımıyla günümüz beton benzeri malzemeler yenilikçi dönem ile birlikte sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Burada amaç yüksek hidrolik niteliğe sahip bağlayıcılar elde etmek olmuştur. Bunun en belirgin örneği de Roma çimentosudur.
Bu konuda bilinen en eski patentlerden biri James Parker’a aittir ve 1796 tarihlidir. “Roma çimentosu”, ayrıca, rengi nedeniyle (puzzolan rengi nedeniyle) “siyah çimento” ve hidrolik niteliği nedeniyle “su çimentosu” adlarıyla da bilinmektedir.
Yine aynı dönemde İngiltere’de kullanılan patentli Atkens ya da Atkinson çimentosu da bir Roma çimentosu türevidir. Bilinen ilk tariflere göre Roma çimentosu İngiltere’de Sheppey Adası’nda bulunan killi kireç taşlarının (Lt. septaria) pişirilmesi ve öğütülmesi ile üretilmiştir. Bu çimento, İngiltere dışında Orta Avrupa’da Fransa, Kuzey İtalya’da Bergamo ve Tyrol Bölgesi’nde Salzburg ve Viyana yakınlarında, İsviçre, Güney Almanya, Güney Polonya’da Bohemya ve Galiçya ile Rusya’da kullanılmıştır. Bağlayıcı olarak çimentonun ağırlığının iki katına kadar agrega kaldırabildiği kabul edilmektedir [16].
1756 yılında İngiliz mühendis John Smeaton, en iyi çimentonun belli bir miktarda kil içeren yumuşak kireçtaşından elde edildiğini tespit etmiştir. Yaklaşık 40 yıl sonra James Parker, İngiltere’de yüksek safsızlık oranına sahip kireç taşı kullanarak çimento üretmiştir. Kil ve kireçtaşından çimento üretimi Fransa’da 1813 yılında Louis Vicat, İngiltere’de ise 1822 yılında James Frost tarafından başlatılmıştır.
Roma betonu (opus caementicium), agrega (kum, çakıl, kırmataş), bağlayıcı malzeme ve suyun karışımından meydana gelmektedir. Agrega olarak çakıl, iri taş-moloz ve tuğla parçaları kullanılmıştır. Kireç veya alçıtaşı bağlayıcı madde olarak kullanılmış ve moloz taşlarla karıştırılarak kuvvetli bir harç (kireç harcı) meydana getirilmiştir. İtalya merkezinde Baiae yakınlarında ve Vesuvius Dağı’nın eteklerindeki kentlerin çevresinde bulunan özel bir volkanik toz olan Pozzolona (puzolan) ilave edilerek Roma’lılar tarafından bağlayıcı bir malzeme elde edilmiştir [16].
‘Roma Çimentosu’ olarak bilinen yüksek hidrolik niteliğe sahip bağlayıcılar, Art Nouveau mimari üslupları bağlamında 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yapı dış cephelerinde sıklıkla kullanılmış malzemelerdir. Özellikle Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde merkezi Viyana olmak üzere yaygın uygulama alanı bulmuştur. Bu çimento, diğer Orta Avrupa ülkeleri ile Rusya ve İngiltere’de de kullanılmıştır. Aynı yoğunlukta olmamakla birlikte ülkemizde, özellikle İstanbul’da da örneklerine rastlanmaktadır [16].
Referanslar / References
1. Urhan, S., “Temel yapı malzemesi çimentonun öyküsü”, Metalurji, 24 (124): 32-45 (2000). 2. Robbie M. Andrew, Global CO2 emissions from cement production, 1928–2018, Articles Volume 11, issue 4 ESSD, 11, 1675–1710, 2019 3. https://www.uztarih.com/2018/07/gecmisten-gelecege-dunya-nufusu.html 4. Rabia Aktaş https://www.arkeo-tr.com/antik-donemde-kullanilan-harc-turleri.html 5. Vitrivius, A., Mimarlık Üzerine On Kitap, Kitap 2, ss.25-45, Kitap 7, ss.143-154, Morgan, M.H. ter- cümesinden Türkçe’ye tercüme: Güven S., Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı Yayını, 1990. ISBN 975-772- 2-03-0. 6. Finch J.K., 1954, The Story of Engineering, Anchor Publ., New York. 7. Kinder, H., Hilgemann W., 1964, D.T.V. Atlas zur Weltgeschichte, Deutscher Taschenbuch Verlag GmbH, München. 8. Straub H., 1964, History of Civil Engineering, MIT Press, Cambridge MA. 9. Grün R., 1951, İnşaat Mühendisleri ve Mimarlar için Kimya, Serdaroğlu N. tercümesi, İTÜ 279 No. Yayın, Istanbul. 10. S. Akman, 2003, Yapı Malzemelerinin Tarihsel Gelişimi Türkiye Mühendislik Haberleri Sayı 426 -2003/4 11. Massazza F., Pezzuoli M. (1981) Some Teachings of a Roman Concrete Mortars, Cement and Grouts Used in the Conservation of Historic Buildings, Proceedings of Symposium in Rome, s. 219-245. 12. Spence R. (1974) Lime and Surkhi Manufacture in India, Appropriate Techonology, 1 (4), s. 6-8. 13. Lea F.M. (1940) Investigations on Pozzolanas, Building Research, Technical Paper No.27, s. 1-63. 14.https://tr.wikipedia.org/wiki/Horasan_harcı#:~:text=Bu%20harç%20ve%20sıvalar%20tuğla,Lea%2C%201940)%20olarak%20adlandırılmıştır. 15. He C., Bjarne O., Emil M. (1995) Pozzolanic reactions of six principal clay minerals: Activation, Reactivity Assessments and Technological Effects, Cement and Concrete Research, 28/8, s.1691-1702 16. N. Baturayoğlu Yöney, , ‘Roma Çimentosu’ Tarihçesi, Özellikleri ve Onarımı
Fotoğraflar / Photos
https://t24.com.tr/haber/roma-daki-kolezyum-un-yeralti-tunelleri-ilk-kez-ziyarete-aciliyor,962425
https://www.travelandleisure.com/rome-pantheon-admission-price-7368425 https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Dosya:Pont_du_Gard_BLS.jpg https://en.wikipedia.org/wiki/Baths_of_Caracalla
https://www.getyourguide.com/trajan-s-market-l4790/yunan-mitolojisinin-dunyasi-tc2040/?visitor-id=KLN04X7NYE1AT8J1B18T5K94ZQAXIIEN&locale_autoredirect_ optout=true
https://www.italia.it/en/lazio/rome/teatro-marcello https://x.com/dusunbildergisi/status/1672699617597587456 https://en.wikipedia.org/wiki/Pons_Aemilius https://www.yasemin.com/yasam/haber/2978205-selimiye-camii-nerede-selimiye-camii-hangi-ilcede-selimiye-camiinin-onemi
https://kulturenvanteri.com/tr/yer/sehzade-mehmet-camii/#17.1/41.013821/28.957209 https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCleymaniye_Camii