ÇİMENTO KALİTESİNDE DÜNYA LİDERİYİZ

ÇİMENTO KALİTESİNDE DÜNYA LİDERİYİZ

ŞENİZ KIZILDAĞ
KIZILDAĞ HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI

25 yıldır çimento sektöründe yer alan bir şirketsiniz ve kazandığınız değerleri de Kızıldağ Holding yönetim çatısı altında birleştirdiniz. Sizin gözünüzden bakıldığında  sektörün yakın geleceği nasıl görünüyor?
Kalite Kontrol ve AR-GE sektörü ülkemizde ergenliğe dahi ulaşamamış bir bebek gibi. Söylemlerin rafta kaldığı, mevzuatının elden ele dolaştığı, ismi dahi net olarak belirlenemeyen bir sektör. Gözetme mi? Gözetim mi? Denetim mi? Kontrol mü? Muayene mi? İnceleme mi?

İşte bu nedenle biz tüm değerlerimizi bir holding çatısı altına aldık ve kim ne derse desin, dünyada yaşı bir asırdan fazla olan bu mesleğin standartlarını takip edip uygulamaya çalışıyoruz.

Türkiye çimento sektörü, dünyadaki rakiplerine nazaran coğrafi ve jeolojik bakımından çok şanslı bir bölgede bulunuyor. Ülkemizin ve yakın komşularımızın nüfus giderek artıyor ve neredeyse tamamı gelişmekte olan ülke kategorisinde. Çimentosuz bir gelişme düşünülemez. Bu nedenle hali hazırda etrafımızda bir pazar mevcut. Yakın komşularımızda yıllardır savaşlar yüzünden yıkımlar yaşanıyor, savaşlar biter bitmez yeniden bir yapılanma başlıyor. Bu döngüde çimento fabrikalarımıza yeniden iş düşüyor.Coğrafi konumumuz bu ülkelere lojistik maliyetleri açısından da önemli avantajlar sağlıyor.

Jeolojik bakımdan çimento üretiminde kullanılan ham madde kaynakları açısından zengin bir ülkedeyiz. Bazı fabrikaların hammadde kaynağı neredeyse doğal çimento. Böyle bir avantaj rakiplerimizde yok. Birçok ülkede çimento fabrikaları ham maddeyi de dışarıdan ithal ediyor. Ülkemizde çimento fabrikaları genellikle ham madde kaynağının yakınında kuruluyor. Üretilen çimento, dünya standartlarının çok çok üzerinde kalitelerde. Bu nedenle bir liderlik vasfımız var, kalitede lideriz. Çimento fabrikalarımızda en büyük sorun pahalı enerjidir.

Tüm bu avantajlara rağmen sektörümüz son 15 yılda lider vasfını günden güne kaybetmeye başladı. En büyük pazarlarımız olan ülkeler, en büyük rakiplerimiz oldu. Örneğin Mısır, bizim en büyük müşterimizdi, şu an en önemli rakibimiz. Onlarla beraber pazarı paylaşmak zorunda kaldık. 15 yıl önce çimento fiyatları 125 dolarlara kadar çıkmışken, son zamanlarda 25-30 dolarlara kadar geriledi. Şimdi ise 30-40 dolar bandında gidiyor. Bu son derece vahim bir durum. Tüm fabrikaları sıkıntıya sokuyor, yatırımları geciktiriyor. Bu duruma düşmenin sebeplerinin en başında akılcı milli bir politika izlenmemesi geliyor. Vizyonel açıdan bir stratejiye dayandırmadan birçok fabrikayı özelleştirdik hatta rakiplerimize verdik. Yani açıkça ileriyi göremedik. Çoğu yabancıların eline geçen fabrikalar mecburi olarak yabancıların politikalarını izlemek zorunda kaldı. Yapılan yanlışları kimse kabul etmiyor. Buna rağmen yakın bir gelecekte, özellikle Amerika’daki seçim sonuçlarına bağlı olarak savaşların yavaş yavaş biteceğini ve yeni yatırım süreçlerinin başlayacağını tahmin ediyorum. Çimentoya olan ihtiyaç yeniden pik yapacak ve fiyatlar da yükselecektir.

Ekonomi ve sağlık açısından baktığımızda denetimve kalite kontrol firmaları pandemi sürecinden nasıl etkilendi?
Pandemi bizi iki şekilde etkiledi. Holdingimizin çatısı altında 4 firma var. İkisi laboratuvar, ikisi gözetme firması. Laboratuvarlar sabit olduğu için kısa süreli çalışma uygulanabildi. Ancak ne personel sayısı azaltıldı ne de ücret düştü. Aksine yeni personel işe alındı. Ancak gözetme bölümünün çalışma alanı genellikle limanlar olduğu için kısa çalışma uygulanamadı. Çünkü gemiler pandemi dinlemiyor. Açıktaki gemilerin personel listesi geliyor, vücut sıcaklık değerleri ölçülüyor, karantina ekibi gemiye çıkıyor ve önemli bir pandemi varlığı yok ise gemiler limanlara ardı ardına yanaşıyor. Biz de vazife icabı tam zamanlı olarak gemileri takip ediyoruz.

Ülkemizde denetim ve kalite kontrol sektörünün durumu diğer gelişmiş ülkelere göre hangi seviyede ve rekabet açısından hangi durumdayız?
Yurt dışına çıktığımızda rakiplerimizle birlikte çalışma imkanı buluyoruz. Bu süreçlerde gözlemlediğim kadarıyla şu an Türkiye’de akreditasyonun bilincinde olan gözetme firmaları Avrupa’daki rakiplerinden çok çok daha iyi. Mühendislik bilgimiz ve mühendislerimiz çok daha üstün bir iş bilgisi ve tecrübesine sahip. Onların yaptığı işler ise daha çok yüzeysel. Fakat onlarda bir uzmanlaşma var, bu durum bizde yok. Bizdeki en büyük sıkıntılardan biri bu. Bir gözetme firması her işe bakabiliyor. Bugün demir çelik yüklemesine giden bir kişi yarın hububat tahliyesine gidebiliyor. Avrupa’da böyle bir durum söz konusu değil. Çok daha spesifik konularda çalışıyorlar. Çimentonun numunesini alan, analizini yapan gemi sörveyini yapan değişik personel. Biz de ise tamamını bir kişi yapabiliyor. Bu nedenle bizdeki personel çok daha iyi yetişmiş. Ancak onlara göre en büyük eksikliğimiz ekipman ve kullanılan cihazlar. Bizim ekipmanlara, teknik donanıma ulaşmamız tamamen yurt dışına bağlı olduğu için ve üstüne bir de vergi eklendiği için, onların sahip olduğu ekipmanı biz 4 katı para vererek alabiliyoruz. Ekipman dışında bir de laboratuvar destekleri bizdekilerden çok daha fazla. Yani neredeyse her limanda bir laboratuvar bulmak olası.
Türkiye’de şu an Ekonomi Bakanlığı’ndan yetkilendirilmiş 180’e yakın gözetme firması var. Bunların içinde sadece birkaçının doğru düzgün laboratuvarı var. Biri de zaten biziz.

Yasal mevzuatlar konusundaki sıkıntılarınız veya düzenlenmesini istediğiniz konular nelerdir?
Öncelikle bizim yaptığımız şey mesleğimizi her gün, hemen herkese anlatmak. Bizi gemi acentesi ya da gümrük komisyoncusu sanıyorlar. Biz “gözetme” işi yapıyoruz. Türkiye’de bu mesleğin adı henüz konulmamış. İşin meslek standardı daha oluşturulmamış. Ben bu konuda şahsi olarak Mesleki Yeterlilik Kurumu’na başvurdum, hatta standardımızı da hazırladım. Fakat Mesleki Yeterlilik Kurumu şahsi başvuru kabul etmiyor. Bir kurumdan ya da devletten gelmesi lazım diyorlar. Örneğin şu anda yasal olarak adımız Muayene Kuruluşu. Akredite iseniz adınız A Tipi Muayene Kuruluşu, akredite değilseniz B Tipi Muayene Kuruluşu oluyorsunuz. Ama iş sahasında A ve B’nin hiçbir ayrımı yok. Yani A Tipi bir Muayene Kuruluşu ile B Tipi bir Muayene Kuruluşu aynı işi yapabiliyor. B tipleri sadece radyasyon ölçümü yapamıyor. Zaten radyasyon ölçümü ülkemizde bir iş olarak görülmüyor. Gözetme hizmetini verirken yapılan işlerden birisi. Çünkü biz sadece ölçüyoruz ve bulgumuzu raporluyoruz. Bundan sonrası TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu)’ in sorumluluğunda.

Maalesef ülkemizde akredite olmak demek ağır yükümlülük ve maliyetlerin altına girme cesareti göstermektir. Öncelikle akredite olmak için tüm personelinizi bilinçlendirmek gerekiyor. Ardından personeli çeşitli sertifikalı eğitimlerden ve sınavlardan geçirmek zorundasınız. Elbette onlara pratik uygulama yetisi ve becerisi de kazandıracaksınız.

Kullandığınız tüm ekipman & teknik cihazların zamanında bakımı ve akredite kuruluşlarca kalibrasyonu yapılacak. Yaptığınız analizlerde her mal ve her malın her bir parametresi için sertifikalı referans malzeme bulunduracaksınız. Her analize O sertifikalı numune ile başlamanız gerekmektedir. B sertifikalı referans malzemenin ömrü de ortalama 6 aydır. Yani her altı ayda bir yüksek masraf yapmalısınız. Sertifikalı referans malzeme (CRM) yurt dışından alınmaktadır. Türkiye’de bu malzemeleri profesyonelce üretebilen de yok. Yapmaya kalksanız size yetki verecek kurum da yok. Mecburen yurt dışından alıyoruz ve aldığımız malzeme 50gr’lık şişelerde geliyor, en ucuzu 400-500 dolar mertebesinde. Bir maddenin bir parametresi için bu. Şöyle bir örnek vereyim; şu anda laboratuvarımızın buzdolabında mevcut sertikalı referans malzemelerin bedeli ile İstanbul boğazında birkaç mülk alınabilir. Bu numuneler altın ya da gümüş de değil. Birçoğu insan, hayvan dışkısı gibi biyolojik kütleler.

Mevzuat olarak bu konuda bir yardım görmüyoruz. Bu malzemeleri alırken ekstra üstüne bir de gümrük vergisi ödüyoruz veya gümrükte merak edip açıyorlar, açıldığında zaten kullanım imkanı kalmadığını da bilmiyorlar. Bazen de mevzuata aykırı diyorlar vermiyorlar. Her türlü paramız da yanmış oluyor.

En acil mesele bir an önce bu mesleğin MYK (Meslek Yeterlilik Kurumu) tarafından bir standardının oluşturulması. İkincisi ise akredite gözetim firması ile akredite olmayan gözetim firması arasında uygulamada mutlaka bir farkın olması lazım. Bu fark siyasi çıkar nedeniyle özellikle kaldırılıyor, akredite olmayanlar daha çok kayırılıyor. Hâlbuki akredite olmanın bedeli çok çok ağır. Yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz yükümlülüklere ek olarak akredite bir firma her yıl cirosundan (kârından değil) %0,6 oranını Türk Akreditasyon Kurumu’na pay olarak ödüyor. Yakında UDHB ve ÇŞB Bakanlıkları da isterse hiç şaşırmam.

Çimento sektöründe de durum farklı değil. Fabrikalardaki satış veya satınalma müdürlükleri de çalışacakları firmanın akredite olup olmadığına bakmıyorlar.

Akredite olmayanın ise ne bir yükümlülüğü, ne sorumluluğu ne de yatırımı (istihdam, ekipman, laboratuvar vs.) var. Yetkili mercilerden de hiç korkmuyorlar. Etkin bir denetim zaten yapılmadığını biliyorlar. X bir firmaya usulsüz çalıştığı için kapatma cezası verildiğinde zaten onun akredite olmayan (B Tipi) diğer Y ve Z firması devreye giriyor. Bu nedenle siz bir işi almak için oturup saatlerce kılı kırk yararak maliyet hesabı yapmakla uğraşırken o “Bir Kuruş Olsun Benim Olsun” diyebiliyor. Haksız rekabet had safhada.

Peki onlar akıllı da biz deli miyiz? Akredite çalışarak kendi kendimizi boyunduruk altına alıyoruz! Elbette deli değiliz. Öncelikle kendimize, zanaatımıza, bizi tercih eden müşteriye, yediğimiz ekmeğe ve en önemlisi yaşadığımız vatanı bize sağlayan atalarımıza saygımızdan ötürü böyleyiz. Daha neleri gerçekleştirebiliriz? Bizden sonra gelenlerin gurur duyacağı dünya çapında bir marka bırakmak adına yapıyoruz.

Çimento sektörünün özelinde bir değerlendirme yaparsanız işlerin ne zaman açılacağını öngörüyorsunuz?
Çimento sektöründe işlerin açılması Amerika’daki yeni başkana bağlı. Yani savaşların bitmesine bağlı. Şu an Libya’ya bile zor çimento giriyoruz. Bugünlerde en büyük pazarımız Batı Afrika ve Orta Amerika. Bunlar da klinker ihracatları. Asıl pazarımızın çok çeşitli çimento türleri ile Akdeniz olması gerekir.

Amerika’da işler düzeldiği zaman bu savaşlar da herhalde yavaş yavaş bitecek. Mesela yakın komşularımız Irak’ta, Suriye’de bir şekilde toplar ve tüfekler susacak. Yıkım döngüsü yapım döngüsü ile yer değiştirecek. Bu olduğu zaman zaten çimento fabrikalarımız yine hızlanmaya başlayacaktır.
Kişisel olarak kendinizi uzun zamandır geliştiriyor ve sürekli kendinize yatırım yapıyorsunuz. Çimento sektörüne yönelik şu ana kadar neler gerçekleştirdiniz ve hedefinizde daha yapmak isteğiniz şeyler var mı?
Biz bugüne kadar çok ağır bir cihaz yatırımı yaptık. Şu an çimento sektöründe ham madde ve ürünler bazında yapamadığımız hiçbir analiz yok. En hassas analizleri bile anında ve günlük olarak yapabiliyoruz. Başka laboratuvarlar gibi 15 gün sonra sonuç vermiyoruz, ertesi gün sonucu sunuyoruz. Ayrıca fabrikalardan gelen taleplere de farklı teknolojik çalışmalarımız oluyor. Örneğin stok ölçümlerinde önce GPRS ardından da DRON’u devreye aldık. İki tane ayrı dronumuz var. Sertifikalı drone pilotları yetiştirdik. Şimdi 3D tarayıcı kullanmaya başladık. Bunlarla stok sahalarını ölçüyoruz. MOBİL XRAY ANALİZ cihazları aldık, gittikçe yatırımlarımızı artırıyoruz. Daha hassas ve daha hızlı sonuç verebiliyoruz. Bir de verdiğimiz raporda 3D fotoğraf ve videolar da yer alıyor. Hala şerit metre ile ölçüm yapan adı büyük şirketler var. Sabnlamalarla dolu Poligon yöntemi gibi. Artık o eski ilkel metotlar kalmadı. 3D tarayıcılar size her şeyi çıkarıyor. Dron ile büyük alanlarda çok hızlı ve milimetrik hatalarla hacim bulabiliyorsunuz. Bunları gerçekleştirdik. Önümüzdeki dönemde yapacağımız yatırımlardan biri de, merkezi laboratuvarlarla birlikte entegre MOBİL Laboratuvarlar kullanmak. Sadece çimento için değil, termik santraller için de, hemen girişte ya da nereyi gösterirlerse orada anında sonuç alabilecek mobil laboratuvarlar üretmeye başladık. Önümüzdeki yıl bunları isteyene kuracağız. Yine yıllarca atık diye düşünülen uçucu kül, “fly ash” veya yine atık diye bahsedilen ve zamanında ülkeye girmesi bile yasaklanan cürufun ihracatında talep edilen TML gibi değişik testleri yapmayı başardık ve bu yıl bu tip testleri akreditasyon kapsamına sokacağız. Yatırımlar bitmez, teknoloji geliştikçe yatırımlar da devam edecektir.