SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ AŞMAK: DÖNGÜSEL YAKLAŞIM

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ AŞMAK: DÖNGÜSEL YAKLAŞIM

Rahmi Aydemir / Aydemirler A.Ş.

Sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir toplum anlayışının önündeki en büyük engel şüphesiz ekonomi. Bir düşünce, sistem ya da herhangi bir ürünün ekonomik olarak kazanımı ya da getirisi var ise sosyal katma değeri günümüz dünyasında gözardı edilebiliyor. 70’lerden beri konuşulan sürdürülebilirlik kavramının kurum veya toplum kültürüne yerleşmesinin neden zor olduğunu bu şekilde açıklamak yeterli olacaktır.

Bu yazıda da sürdürülebilirliği aşmanın yollarını arayarak *doğrusal ekonomiden döngüsel ekonomiye geçişin hem finansal kazanımlarına hem de günümüzün diğer sosyal ve çevresel problemlerinin çözümündeki önemine değineceğiz.

Avrupa Komisyonu’nun Döngüsel Ekonomi Eylem Planı da dahil olmak üzere toplumsal ve düzenleyici baskılar, şirketleri döngüsel stratejiler oluşturma konusunda tetikliyor. Bu eylem planları, ürünlerin daha az malzeme ve enerji gerektirecek şekilde yeniden tasarlanmasını; ürün geri alma planları oluşturmak; atıkların geri kazanılması ve yeniden kullanılmasını kapsıyor. Büyüyen ivmeye rağmen, dünya şu anda yalnızca % 8,6 döngüsel iken, küresel ısınmayı 1,5 °C ile sınırlayacak gelişmelerden de oldukça uzak görünüyor. Düşük karbonlu bir geleceğe giden bir yol olarak döngüsel ekonominin büyük ölçüde yeterince kullanılmamış potansiyelini kabul ederek, bu faaliyetleri ölçeklendirmeye, döngüsel ve düşük karbonlu gündemlerin birbiriyle bağlantılı doğasını anlamaya acil ihtiyacımız var.

Büyük ve başarılı bir ekonomik fırsat sunmanın yanı sıra, döngüsel bir ekonomi, zamanımızın diğer zorluklarını; özellikle iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, kaynak kıtlığı, atık ve kirlilik gibi sorunların ele alınmasında önemli bir rol oynamaktadır. Araştırmalar, döngüsel ekonomiye geçişin 2030 yılına kadar 4,5 trilyon dolarlık ek ekonomik çıktı üretebileceğini gösteriyor .

İklime dayanıklılık ile döngüsel ekonomi arasındaki bağlantı, ekonominin işleyişinde ve değer yaratma biçiminde gerekli temel bir değişiklikle birlikte daha net hale geliyor. Pandemi ile birlikte 2020 ve sonrasında daha fazla şirketin işbirliği yaparak, net sıfır emisyonlu döngüsel ekonominin fırsatlarını sergilemesini beklerken, bu sayede en azından küresel durgunluğun yarattığı ekonomik kriz sürecini aşarken ayrıca sürecin kazanımlarından olan azalan emisyonun istikrarlı biçimde korunacağını da ön görüyorum.

Bununla birlikte rakamlar da acil eylem planlarının biran önce gerçekleştirilmesi adına ciddi uyarılarda bulunuyor. Öyle ki, 2020 itibariyle malzeme kaynak kullanımımız tarihte ilk kez 100 milyar ton sınırını aştı. 2050 yılına kadar 170 ila 184 milyar tona yükseleceği tahmin ediliyor (trend.sustainability.com). Yalnızca e-atık, yılda en az 62,5 milyar dolar değerinde olup, bu çoğu ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasından (GSYİH) fazladır. Şimdilik, küresel e-atığın yalnızca % 20’si ile ilgileniyoruz. Doğrusal ekonomi yaklaşımının sonucu olan atık gezegeninde, doğal kaynaklar
ürün meydana getirmek için tüketilir, ardından ürün kullanılıp atık çöplüğünü besler. Döngüsel, yeşil ve mavi ekonomi kavramları tüketim kültürünün önüne geçmek daha doğrusu kaynak kıtlığı endişesiyle üretilen alternatif yaklaşımlardır. Bu türde bir ekonominin getirilerini, son yıllarda gelişmiş modellemeler sayesinde daha net şekilde konuşabiliyoruz.

Bugün iklim ve üretim modellemeleri ile dünyadaki en büyük ticaret hacmine sahip olan ülkelerden biri olan Çin’i mercek altına aldığımızda; yalnızca ürünlerin yeniden kullanımını arttırmak ve e-atık potansiyelinden (döngüsel yaklaşım) faydalanarak 2040’a kadar;

• Mal ve hizmetlerin vatandaşlar için daha uygun hale gelmesi,
• Şehirlerin daha yaşanılabilir alanlara dönüşmesi,
• İnce partikül madde emisyonlarının %50 azalması,
• Trafik sıkışıklığının ise artan nüfusa rağmen %47 oranında düşmesi bekleniyor.

Sonuç olarak, döngüsel veya yeşil ekonomi gibi kavramların hedefe ulaşması topyekün bir mücadele ile mümkün olacaktır. Şirketler, paydaşlar, hükümetler, yerel yönetimler ve her bir birey bu türde kalkınma planlarının belirleyici unsurları olarak yarınımızı şekillendireceklerdir.

*Doğrusal Ekonomi; kaynak çıkarma, üretim, tüketim ve atık bertaraf planına göre işleyerek kaynaklar hiç bitmeyecekmiş gibi çalışır.