TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE YARIN VEYA BİR AY SONRASI İÇİN TAHMİN YÜRÜTEMİYOR

TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE YARIN VEYA BİR AY SONRASI İÇİN TAHMİN YÜRÜTEMİYOR

Covid-19 pandemisi tüm dünyayı tehdit etmeyi sürdürüyor. Bir yandan toplum sağlığı üzerinde oldukça olumsuz etkiler yaratan salgın, bir yandan da ekonomiyi derinden etkileyerek günlük hayatlarımızı değiştiriyor. Konuyu yakından takip ettiğini bildiğimiz Dr. Ozan Uzkut, Covid-19 ile ilgili sorularımızı cevapladı.

Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Afyon’da hakim bir babanın ve iktisatçı bir annenin oğlu olarak 1965 Temmuz’unda doğdum. Uzun yıllar Mardin, Adana Osmaniye’de hekimlik yaptıktan sonra Hasyurt ve Finike’de 16 yıl çalıştım. 2010 yılından beri Antalya Aile Sağlığı Merkezinde aile hekimliği yapmaktayım. Aynı zamanda bir sendikanın basın sekreteri, Hasta Hakları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Antalya Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu Başkanı’yım. Bu sebeple de Antalya ilinde ve tüm Türkiye’de sağlıkla ilgili birçok sorunla ilgili bilgi akışını takip ediyorum. Bu noktada halk sağlığı ile ilgili politikalar da üretebilmekteyim.

Tüm dünyayı sarsan Covid-19 salgını toplum sağlığını ve ekonomiyi tehdit etmeye devam ediyor. Covid-19 sürecini genel olarak değerlendirir misiniz?
Sadece bizde değil tüm dünyada Covid-19’la ilgili süreç devam ediyor. Ülkeler kendilerine uyan ölçülerde bu salgınla mücadele ediyorlar. Kimi ülkeler katı uygulamalar ve önlemlerle bu salgını çok hızlı kontrol altına aldı. Kimi bunu yapamadı ve büyük kayıplar verdi. Kimi ülkeler ise sürü bağışıklığı yöntemini deneyip, hiçbir şey yokmuş gibi davrandı. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir mantığını güttü. Bizde ise hiçbiri uygulanmadı. Ne çok sıkı bir önlem vardı ne de serbest bırakıldı. O yüzden de üstümüzdeki ve altımızdaki ülkeler değişmesine rağmen hasta sayısı ile sürecin başından itibaren 6. sıradaki yerimizi hep koruduk. Bizdeki ölüm sayılarının azlığı başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının özverisi üzerine kuruldu. O yüzden dünyada en fazla ölen sağlık çalışanı ülkemizde. En çok hastalanan sağlık çalışanı da ülkemizde. En başarılı görülen sağlık çalışanı da ülkemizde. Ekonomi uğruna sağlık çalışanlarının hayatı riske atılarak biz de süreç hız kesmeden devam ediyor. Bu konuda resmi verilere göre ne azalan, ne artan sabit giden tek ülkeyiz. Tabi resmi verilere göre. Bu da diğer ülkeler tarafından anlaşılamıyor ve o yüzden de şüphe ile bakılıyor. Bu arada yoğun bakım ve entübe hastamızın son iki ayda dört katına çıkması da yine diğer ülkelerin anlamakta çok zorluk çektikleri verilerden.

Tüm dünyada farklı bölgeler ve ülkelerde Covid-19 özelinde aşı ve ilaç çalışmaları yürütülüyor. Türkiye bu çalışmaların neresinde, nasıl bir katkı sağlıyor?
Türkiye aşı üretmeyi 2005 yılından itibaren tamamen bıraktı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında 1930’lu yıllarda tüm dünyaya aşı satarken bugün tüm aşılarımızı dışarıdan ithal eder hale geldik. İlaç üretiminde de aynı şekilde olan tüm fabrikalarımızı ve Ar-Ge tesislerimizi 2005 yılında kapattık. Neredeyse tüm ilaçlarımız ya ithal veya burada üretilen ilaçların ancak benzeri yani muadili olarak üretiliyor. Yeni aşı yapacak ve ilaç üretecek ne altyapımız ne de teknolojimiz var. Biz de dünyanın % 90’ı gibi diğer ülkelerin aşı veya ilaç geliştirmesini bekliyoruz artık.

Bu tarz pandemiler ve küresel hastalıklardan nasıl korunmamız gerekiyor? Sizce hangi önlemler alınmalı?
Bu tür pandemilerde filyasyon dediğimiz, hastalığın ve hastalık bulaştığı şüpheli olan kişilerin izole edilmesi ve bunların karantinaya alınması çok önemli. Bunun içinde salgının başladığı ilk günlerde bunun en az 15 gün olması gerekiyor. Çünkü bu hastalığın enkübasyon yani hastalık yapma ve iyileşme süreci 15 gün olarak biliniyor. 5 günde filyasyon için olsa toplamda 20 günlük bir sokağa çıkma yasağı, katı bir şekilde uygulansa çok hızlı bir şekilde bu hastalık kontrol altına alınabilirdi. Bunu yapan ülkeler bugün çok rahat. Hastalık yok gibi veya hemen önlem alabiliyorlar. Ama bu bizim ülkemizde yapılamadı. Biz pansuman tedbirlerle ne tam karantina uyguladık ne de tam serbest bıraktık. O yüzden ne çok hızlı ilerledi ne de kontrol edilebiliyor. Hiç kimse yarın veya bir ay sonrası için tahmin yürütemiyor.

SARS, MERS, Covid-19 gibi hayvan temelli hastalıklar dünyayı tehdit ediyor ve sağlığımızı tehlikeye atıyor. Sizce bunun önüne nasıl geçilebilir?
Bu hastalıklardan kurtulmak ve tamamen hastalığın yok olması ancak toplumun %60’ının hastalanması veya aşılanması ile mümkün. Ama yine de tam kurtulamayabiliriz. Çünkü Covid-19 da diğer virüsler gibi şekil değiştirip daha farklı bir şekilde karşımıza çıkabilir. Tek önlem izolasyon, maske, hijyen gibi tedbirler ve beslenme uyku düzeninin sağlanması, kronik hastalıların kontrol altına alınması gibi kişisel önlemlerdir. Diğer önlemler aşı ve ilaç ama onun etkisi henüz kestirilemiyor, sadece umut ediliyor.

Türkiye hayvan genetiği ve virolojisi konusunda nasıl bir yol izliyor? Bu konuda bizlere neler söyleyebilirsiniz?
Türkiye’de çok iyi veterinerlerimiz var ama bunlar gerekli yerlerde ve etkin mevkilerde politik gerekçelerle çalıştırılmıyor. Bu yüzden de halen dünyanın neredeyse tamamen kurtulduğu şarbon, brucella, deli dana, kuduz gibi hayvandan insana geçen hastalıklardan hala kurtulamadık ve halen mücadele ediyoruz. Allah’tan yarasa, domuz, fare gibi daha hastalık yayan hayvanları yemiyoruz yoksa herhalde hayvandan geçen hastalıklarda dünya liderliğini kimseye bırakmazdık.

Bir hastalığın aşı ya da ilaç tedavisinin geliştirilmesi sürecinde biyoteknolojinin etkisi nasıl olmakta?
Biyotekniğin önemi elbette çok büyük. Bizde de çok önemli genetik ve biyoloji uzmanları vardı. Fakat gerekli altyapı artık ülkemizde olmadığı için bu değerli insanlar artık çalışmalarını yurt dışında sürdürüyor. Benim çok yakın arkadaşım olan aynı zamanda sınıf arkadaşım Prof. Dr. Bülent Özpolat’ta bunlardan biri ve tüm dünyanın beklediği aşı üzerine çalışan Amerikalı bilim adamlarının başında geliyor. Tüm dünya onu izliyor ve umut bağlıyor. Ne yazık ki ülkemizde altyapı olmadığı için bu değerli bilim insanımız Amerika’da ve oradan insanlığa faydalı olmaya çalışıyor. Hepimizin umudu o.

Hastalığın yayılması, bulaşması, korunma yöntemleri, bu tip salgınlara karşı neler yapılmalı?
Sosyal mesafeyi korumak en önemli konu. 2 metre mesafe bırakarak fiziksel mesafeyi korursak, kişilerle 4 dakikanın altında konuşursak, iki tarafta maske takarsa bulaşma riski % 2’nin altında olur. Bununla birlikte ellerimizi surekli dezenfekte ederek, elimizi yüzümüze götürmezsek bulaşma riski azalır. Kapalı alanda 10 dakikanın altında kalmak da çok önemli. Günde 8 saat uyku doğal bagışıklığı artırır. Dengeli beslenme ve stres faktörünün azlığı da pandemide koruyucu etkenlerden birtanesi. Bağışıklık sistemi için sağlıklı beslenmek, protein yani et, süt, yumurta, bol mevsim meyvesi ve sebzesi tükereterek un ve sekerden uzak durmak yapılacak doğal korunma yöntemleridir.