"2019 zorlayacak, 2020’de toparlarız"

"2019 zorlayacak, 2020’de toparlarız"

Çimento sektörü deyince akla gelen en önemli yöneticilerden biriydi. Bir kaç ay önce 25 yıldır çalıştığı firmasından ayrıldı. Şimdi tecrübelerini İsviçre’de kurduğu bir şirkette sektöre aktarmaya devam ediyor. 25 yılda 5 ekonomik kriz yaşayan Mehmet Hacıkamiloğlu, çimento sektöründe krizin nasıl atlatılacağının reçetesini verdi. Hacıkamiloğlu ile çimento sektörünün durumunu, 2019 yılının nasıl geçeceğini, neler yapılması gerektiğini ve gelecek hedeflerini konuştuk.

Çimento sektöründe içinde bulunduğumuz durumu değerlendirir misiniz?

Çimento sektöründe zor bir döneme girdik. 2019 yılı çimentodaki zor yıllardan birisi olacak gibi gözüküyor. Çünkü malum, çimento sektörü inşaat sektörünü, inşaat sektörü de GSYH’yi takip ediyor. Bu üçü arasında ciddi bir korelasyon vardır. Ekonomi büyürken, büyüme hızlanırken, inşaat sektörü ekonomiden daha hızlı büyür. Tersi olduğunda da inşaat sektörü daha hızlı geriler. Örneğin ekonomi yüzde 2 küçülürse, çimento sektörü yüzde 5 geriler. Hep de 6 ay geriden izler. Dolayısıyla bizim çimento sektörü olarak önümüzü görmemiz kolay olmuştur. Ekonomideki değişimleri önce bankacılık, finans sektörü hisseder, sonra perakende sektörü. Çimento sektörüne yansıması bir 6 ayı bulur. Bu da bir avantajdır sektör için. 6 ayda gereken tedbirler alınır. Biz çimento sektörü olarak bu tür krizlere alışığız. 1994, 1999, 2001, 2008’de benzerlerini yaşadık. Bu benim 25 yıllık kariyerimde 5. kriz oluyor. Eskiden ralliler 5 yıl sürerdi. Çimento sektörü için normalde döngüler vardır. 4 yıl iyi gider, 5. sene küçülür, bir sene sonra tekrar büyümeye başlardı. Hep bunu yaşadık ve bunu bekledik. Ancak bu durgunluk biraz daha uzun sürecek gibi. Bu kriz diğerlerinden daha sert olacak gibi gözüküyor.

Bu yıl haziran ayına kadar üretimde bir sıkıntı yaşanmadı. Ancak hazirandan sonra küçülme hızı biraz arttı. Yıl sonuna doğru gelindiğinde geçen yıla kıyasla büyüme pek olmayacak gibi gözüküyor. Hatta bir miktar gerileme olabilir. Ancak 2019 senesi daha kötü bir tablo ortaya çıkacak görünüyor. Bu yaşadığımız krizin asıl etkisini çimento ve inşaat sektörü 2019 yılında hissedecek. Bu bize yabancı birşey değil. Daha önce de yaşadık. Çimento sektörü bunları da rahatlıkla atlatacaktır.

Kariyerinde 5 kriz yaşamış biri olarak, sektör yöneticileri sizce ne yapmalı, ne gibi tedbirler alınmalı? Siz olsaydınız ne yapardınız?

Bu dönem nakiti iyi yönetme dönemi. Nakiti iyi yönetenler ayakta kalacak. Nakiti yönetmenin kuralları da zor değil aslında, basit. Ancak sahaya yansıtması söylenildiği kadar kolay olmaz. Biz olsaydık ne yapacaktık: Bir kere borçluysanız borcunuzu iyi yöneteceksiniz. Finansal ve ticari borçlarınızı döndürebiliyor olmanız lazım. Özellikle bankalara borcunuz varsa. Biz yıllardır döviz pozisyonu almadık. Örneğin ihracat yaptığımız kadar döviz borçlandık. Dolayısıyla bilançoda bir kur farkı zararı oluşsa da, yıl içerisinde ödediğimiz için, şirkete bir zararı olmadı. Bir kere bunu artık Türkiye’de bütün sektörlerin öğrenmiş olması ve yapıyor olması gerekiyor. Bu en kritik noktalardan bir tanesi. Bu krizi en az zararla atlatmanın 3 buçuk tane formülü var:

1. Alacağına şahin olacaksın

2. Borcuna güvercin olacaksın.

3. Stoğa çalışmayacaksın

3.5. Yatırımlarını gözden geçireceksin.

Yatırımları gözden geçirmekten kastım, yaptığınız yatırımlar çok kısa sürede geri dönüyorsa yapmak lazım, veya çok kısa sürede tamamlanabilecek yatırımlar varsa bir an önce tamamlamak lazım. Ama yeni bir yatırıma başlamadıysanız, başlamamak lazım. Çünkü nakit çok önemli. Alacağını zamanında tahsil edebilmek çok önemli. Ki bu önemli ölçüde inşaat şirketlerine bağlı. Oralarda da sıkıntılı döneme giriyoruz. Ödeme yapamayacak olanların olacağı aşikar. Orda da pozisyon almış, çok fazla konut yatırımlarına girmiş ama o konutları satamayan firmalar var. Dolayısıyla onlardan alacağınızı tahsil edebiliyor olmanız çok önemli.Formülü biliyoruz, ama yapıp yapamamak sahadaki ekibe, takipçiliğinize ve uyanıklığınıza bağlı. Çok kolay değil. Burada genelde yapılan hata; eli verip kolu kaptırmak. Oysa zararın neresinden dönülse kardır anlayışıyla hareket edilmesi lazım. Bankalarla olan ilişkilerde, krediyi alırken dövizli kredilerde pozisyon almamak, ne düşeceğine ne de çıkacağına pozisyon almamak gerek. İhracatınız kadar dövizli borçlanmak gerek. 2019 kötüye gidecek dediğimde de ihracatçı şirketleri ayrı tutmak gerek. Onlar dövizle satış yaptıkları için kurlardan etkilenmezler. Ancak sadece yurt içine satış yapanlar çok daha fazla etkilenecekler. Stoğa da çalışmamak lazım. Formül bu kadar basit aslında.

Kriz dönemlerinde maliyetleri düşürmek için neler yapılmalı?

Maliyet, verimlilik ve optimizasyon çok önemli. Bunlar çimento sektörünün sürekli yaptığı işler. Maliyetlerin peşinde koşmak, artan maliyetlere karşı önlemler almak. Daha ucuz yakıtlara, örneğin yerli kömüre yönelmek. Bunlar zaten sektörde yapılıyor ancak artık hızını artırmak gerekiyor. Elektrik çok büyük zamlar gördü. Dolayısıyla yakıt için söylediklerim aynen elektrik için de geçerli. Burada da tasarruf için yapılmış çok güzel işler var. Satıştan, pazarlamadan kesmemek lazım. Genelde bir yük olarak görür insanlar ancak benim kişisel fikrim satıştan ve üretimden kısmamak gerekiyor. Tasarruf yapılacak yer burası değil. Tasarruf yapılacak yer kendini tekrar eden, değer yaratmayan back ofis işleridir. Oralarda elektronikleşme, dijitalleşme, otomatik hale getirmek tasarruf ettirir. Orda da dünya çok hızlı gelişti. Koca koca serverlar almanız gerekirdi eskiden. Şimdi cloud çıktı ve yatırım yapmanıza gerek kalmadı. Hem üretim prosesinde, hem lojistikte teknolojiyi çok daha fazla kullanmak gerekiyor. Yani özetle tekrar edeyim krizden en az zararla çıkmanın reçetesi şudur: Alacağını zamanında tahsil edeceksin, borcunu iyi yöneteceksin, gerekirse yapılandıracaksın, stoğa çalışmayacaksın, yatırımların da çok kısa sürede geri dönmüyorsa erteleyeceksin. Maliyet açısından her daim fit olmak lazım.

2019’da sektör küçülecek. İhracatla toparlanabilir mi? Çin ve Afrika gibi pazarlara ihracatla krizi daharahat aşabilir miyiz?

İhracat bizim çıkış kapımız olacak. Bu zor dönemde Türkiye’de azalan çimento tüketimini, çimentocular ihracatla kapatmaya çalışacaklar. 20 milyon ton çimento ve klinker ihracatı yaptığımız dönemler oldu. Dolayısıyla bunu yapacak altyapı ziyadesiyle var. Liman ve yükleme imkanları anlamında Türkiye çok gelişti. Deniz aşırı okyanus aşırı baktığınızda ABD pazarı var. Her yıl ihracat yüzde 5-6 artış gösteriyor. Ve artmaya devam edecek. ABD ekonomisinde de bizdeki gibi lokomotif sektör inşaat sektörüdür.. Afrika pazarı bizim için önemlidir ve her zaman kalıcı olacaktır. Avrupa’da karbon vergileri yine artış gösterdi. Dolayısıyla Avrupalılar çimento üretimi yapmayıp ithalata yönelip,karbon kotalarını daha verimli şekilde kullanmak isteyeceklerdir. Ton başına 24 eurolara geldi karbon vergisi. Dolayısıyla bu rakamlar üretim yapmamayı daha cazip hale getiriyor. Buraları daha önce de görmüştük. 2008 krizinde 4 eurolara kadar düşmüştü. Tabi ki de Suriye gibi komşumuz var. İnşallah oradaki sorunlar kısa sürede çözülünce özellikle Güneydoğu’daki çimento fabrikalarının çok rahat absorbe edeceği bir pazar olacaktır. Gün sonunda ihracat Türkiye’nin zor gününde kurtarıcı olabilir. Özellikle sahilde ve sınırda olan fabrikalarda kapasite kullanımı açısında iyi ve sağlıklı bir yöntemdir. Döviz getirir, döviz girdiniz varsa hedge etmiş olursunuz. Ama artık ihracatı artıracağım, ihracat yapacağım diye Türkiye’de çimento fabrikası kurulmasını ben çok içime sindiremiyorum. Çimento katma değerli olan bir ürün değil. Sonuçta girdi ve enerjiyi ithal ediyoruz.

Türkiye’de çimento üretimi ne kadar oldu?

Şu anda 100 milyon tonun üzerine çıktı çimento üretimi. Teorik olarak baktığınızda 110 milyon ton. Dolayısıyla kapasite artırmamamız gerekiyor. Tabi ki serbest piyasa ekonomisinde insanlara ne yapacağını söyleyemezsiniz. Ancak merkezi otoritenin Türkiye’nin lehine olmayan yatırımlara müdahale etmesi lazım. Çünkü yapılan her yatırım ithal. Makine ithal, enerji ithal. Bunları ithal ederken 30-40 dolara çimento satmak, hakikaten düşünmemiz gereken bir konu. Yani İsrail’den örnek vereyim. Yanılmıyorsam 2016 yılında İsrail’e 1 milyon ton çimento ihracatı yapıyorduk.50 dolar deseniz 50 milyon dolar. İsrail’in bize ihracatı ise 1 konteyner 157 milyon dolar. Yani bizden 1 milyon ton çimento alıyor, karşılığında tek bir konteyner gönderiyor ve bizim 3 katımız. Özetle kapasite kullanmak için ihracat yapmak doğru. Ancak ihracat yapacağım diye çimento yatırımı yapmak doğru değil.

İhracatı artırmak için ne yapmamız lazım?

Çimento sektörü yurt dışında fabrika alımları yaptı. Avrupa’da Afrika’da değirmenler kurdular. Kalıcı pozisyonlar aldılar. Bunlar sürekliliği sağlar. Bunları yaptığınızda o pazarlarda kalıcı bir oyuncu oluyorsunuz. İnşallah bu sefer çimentocular geçmişte yaptıkları hataları yapmayacaklar. Döviz arttı diye ihracat fiyatlarını düşürmeyecekler.

İhracat yerine yurtdışına yatırım mı yapmak gerek?

Çimento yükte ağır pahada hafif bir ürün. Ürettiğiniz yerde tüketmeniz gerekir. Örneğin Çin bu konuyu çözdü. Kapasiteleri düşürdü, eski teknolojileri ve verimsiz fabrikaları kapattı. Çimento ihracatı yapmıyor.

Peki biz Türkiye olarak Çin’e ihracat yapabilir miyiz?

Çin mesafe olarak bize en uzak ülke. Kendisine yetecek kadar da kapasitesi var. Dolayısıyla bize ihtiyacı yok. Çin’e ihracat yapmanın bir hayal olduğunu düşünüyorum.

Ama geri kalan gelişmiş ülkelere örneğin ABD’ye ihracatı artırabiliriz.

Maliyetleri düşürmek dediniz. Epeydir sektörde alternatif yakıtlar konusunda girişimler oluyor. Örneğin atıklar gibi. Sizin de bu alanda çalışmalarınız oldu. Bu konuda bize bilgi verir misiniz?

Alternatif yakıtlar konusunda Türkiye’de alınması gereken çok yol var. Evsel atıklar olsun, sanayi atıkları olsun bunları ısı veya elektrik olarak geri kazanmak için yapılacak hala çok iş var. Atıkları yakıt olarak kullanmak için çok fazla yatırıma da gerek yok. Avrupa’da çimento fabrikalarının bir çoğu çöpleri yakarak para kazanır. Çimento üretimi yan ürün haline gelmiştir. Türkiye’de ise çevre baskısı yeteri kadar oluşmadı. Hala vahşi depolama, atık üretenler için birinci çözüm. Normalde atık hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşide önce der ki: Atığı azalt. Azaltamıyorsan geri kazan. Kazanamıyorsan yakıt olarak kullan ve enerjiye çevir. En son çare olarak hiç birşey yapamıyorsan depola yani bir yere göm. Biz de maalesef bu tersine çalışıyor. Direkt gömüyoruz.

Bu konuda belediyelerle görüştünüz mü? Belediyeler satıyor mesela atıkları. Çimento sektörü olarak bir girişim oldu mu?

Bu atık satma fikri Türklere özgü bir fikir. Dünyada atığı üreten bunun geri kazanımının veya bertarafının maliyetine katlanır. Biz maalesef bir koyundan iki, hatta üç post çıkarmaya alışık olduğumuz için, bazı şahıslar belediyelere gidip atıklara para teklif ediyorlar. Halbuki baktığınız zaman çöp vergisi ödüyoruz, örneğin bir lastik aldığınızda veya telefon aldığınızda recycle parasını peşin ödüyorsunuz zaten. Dolayısıyla bu toplanan kaynak, atıkların geri kazanımı için doğru kanalize edilmeli. Belediyelerde çok ciddi bir potansiyel var. Benim gördüğüm herkes bu işten para kazanmaya çalışıyor. Halbuki çimento fabrikaları evsel atığı yakıt haline getirip fırınlarda yakacağım dediğinde bir yatırım yapmak zorunda kalacak. Ciddi risk altına girecek, çünkü çöp bu, içinden ne çıkacağını bilmiyorsunuz ve üretiminize zarar verebilir. Dolayısıyla üste para vermek değil, üste para almanız gerekir. Biraz önce de dediğim gibi Avrupa’da çimento sektöründe yakıt maliyetleri eksidir. Çimento fabrikaları çöp yakmaktan para kazanır. Bunu şu anda herkes içine sindirebilmiş değil. Çünkü hala alternatif gömülebilecek yerler var. Ne zamanki gömülecek yerler biter, o zaman yakarak yok edilecektir.

Çeyrek asırdır çimento sektöründesiniz. Başladığınızda sektör nasıldı, şimdi nasıl? Değişime örnek verir misiniz?

Sektöre başladığımda fabrikada 2 tane bilgisayar vardı. Başında günlük raporları yazmak için sıra beklerdik. Her masada telefon yoktu. Müdürlerin odasında vardı. Bugün işe bile gitmenize gerek kalmadan çalışabiliyorsunuz. Mesela motordaki bir arızayı sesiyle anında size gönderebiliyorlar. Hatta arızayı ortadan kaldıracak yazılımlar, app’ler var. Günümüzde yapay zeka beyaz yakayı, robotlar ise mavi yakayı ciddi şekilde tehdit ediyor. Örneğin ABD Başkanı Trump ABD’li şirketlere gelip ülkenizde üretim yapın derken bunu kastediyor. Artık robotlar sayesinde işçilik avantajları ortadan kalktı. Örneğin Çin’in işçilik avantajları bitiyor. Yani ucuz işçilikle rekabetavantajı sağlama ortamı artık yok. Beyaz yakayı da tehdit eden şey yapay zeka. Örneğin 3 mühendisin 3 günde yaptığı işi yapay zeka insanlar uyurken halledebiliyor. Siz uyurken yazılım hava durumunu bile hesaplayıp, üretim planlaması yapabiliyor. Teknoloji çok değişti. İnsan kaynağı da değişti. Bizim başladığımız dönemde sadakat çok önemli bir değerdi. Ancak şimdi ‘Y’ kuşağının bu kavramdan pek haberi yok. İlk başladığımda insan kaynağını yönetmek için kullandığımız yöntemlerin çoğu çöp oldu. Artık apayrı şeyler gerekiyor. İşe gelip gitme saatleri bile ortadan kalktı.

Sektördeki genç arkadaşlarımıza ve çimento sektöründe kariyer yapmak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?

Hangi sektör olursa olsun, işin başındaki en önemli kriter öğrenmek. Ne kadar çok öğreniyorlarsa o sektörde ve firmada o kadar çok dursunlar.Ama öğrenmiyorlarsa kesinlikle durmasınlar. İlk 5 yılda en önemli kriter budur. Birşey talep edeceklerse öğrenebilmeyi talep etmeleri lazım maaştan ziyade. Öğreniyorlar ve kendilerini geliştiriyorlarsa ne mutlu onlara. Eğer öğrenemiyorlarsa çok fazla zaman kaybetmeden birşeyler öğrenebilecekleri yerlere geçsinler. Hayat boyu geçerlidir bu söylediklerim. İnsanı hayatta tutan öğrenebilme yeteneği ve arzusudur. Öğrenmeyi bıraktığınız anda yaşlanmaya başladığınız andır.

Eğer bu dönem iyi yönetilirse 2020 nisanına geldiğimizde çimento sektörü için tekrar ralli başlar.

Sizce çimento sektörü bu krizi ne zaman atlatır?

Eğer bu dönem iyi yönetilirse 2020 nisanına geldiğimizde çimento sektörü için tekrar ralli başlar. Kötü yönetilirse veya bizim kontrolümüz dışında olağanüstü şeyler olursa örneğin dünya bir krize girerse birkaç yıl daha uzayabilir. Ancak çimento sektörü daha güçlü çıkacaktır bu krizden. Sonuçta alt ve üst yapı olarak bu ülkenin çimentoya ihtiyacı var. İnsanların barınma ve ulaşım ihtiyacı var. Dolayısıyla burada çimentodan daha uygun bir malzeme henüz yok. Genç bir ülkeyiz. Her yıl 600 bin yeni konuta ihtiyacımız var. 7-8 milyon konutu deprem yıkmadan, biz yıkıp yeniden yapmalıyız. Hala altyapı ve yollara, limanlara, havaalanlarına ihtiyacımız var. Dolayısıyla çimento sektörünün kötü gidişi kısa sürecektir. Ancak bu ihtiyaçlar var diye kapasiteyi ihtiyaçtan fazla artırmak bana çok doğru gelmiyor. Çimento sektörü için yetecek kadar üretim doğru üretimdir.

Sabancı Grubu’nda 25 yıl çalıştınız. Geçtiğimiz günlerde görevinizden ayrıldınız. Şu anda neler yapıyorsunuz?

25 yıl çalıştığım gruptan ayrıldıktan sonra İsviçre’de Akmina Ag adında kurmuş olduğumuz bir şirkette, sektördeki arkadaşlarıma yardımcı oluyorum. Mehmet Hacıkamiloğlu olarak bu ülke için inandığım işleri yapmaya devam edeceğim. Daha 49 yaşındayım. En az 10 sene daha çalışmayı sürdüreceğim. Bu profesyonel bir rol de olabilir, dışarıdan doğru işleri yapmaya çalışmak da olabilir. Özetle çalışmaya devam edeceğim. 25 sene Sabancı grubunda çalıştım. Ömrümün yarısından fazlasında ordaydım. Bugün sahip olduğum maddi manevi birçok şeyi onlara borçluyum. Bende çok hakları var. Haklarını helal etsinler, benim hakkım varsa ben de helal ediyorum. Gayet iyi duygularla ve güzel bir şekilde ayrıldım. İnşallah herkes için daha iyisi olur. Bu tür büyük şirketlerde kan değişikliği normaldir.